Almanlar harpten sonra imparatorluğu sömürgeleştirmeyi düşündükleri için en kuvvetli kimseleri yedek subay olarak aramıza göndermişlerdi. Öyle sanıyorum ki Anadolu ve Suriye için en iyi incelemeler bu Almanlar tarafından yapılmıştır.
Cemal Paşa'nın hüneri bu ihtisaslardan istifade etmekte idi. İhtisası onun kadar iyi kullanan ve verimleştiren devlet adamına pek az rast geldim. Yazık ki bütün eseri, şimdi bizim olmayan topraklar üstünde kaybolup gitmiştir.
Filistin bozgunluğundan sonra, hususi bir trenle İstanbul'a dönerken, ancak o zaman, Cemal Paşa, Anadolu'nun fakir topraklarına bakarak:
-keşke buralarda vazife almış olsaydım, demişti
İngiliz cephesinden at kaçırıp bize satan bedeviler, dönüşlerinde bizim atlarımızı çalıp İngilizlere satarlardı. Harp cephelerinin ta ortalarında saklanarak, kaçan tarafın ganimetlerini yenmiş olanlardan daha önce toplamak için hayatlarını tehlikeye atanlar az değildi.
Büyük harbde Osmanlı hazinesinin büyük bir kısmını çöl ve urban yemiştir.
....
....
....
Hele çöl bedevilerinin altın ve kıymetli taştan başka dinleri yoktu.
Dördüncü Ordu kumandanı: - hicret eden Ermenileri bana bırakınız, Suriye içlerinde oturtacağım, diyordu.
O, Suriye'de, Ermenilerin zararlı olacağı fikrinde değildi. Dördüncü Ordu'nun esas düşüncesi şu idi: zararlı Ermeni külliyetlerini, zararsız Ermeni cüz'iyetleri haline getirmek!
Suriye içlerine dağıtılacak Ermenilerin koyu araplığa karşı bir teminat olmak ihtimali de vardı....... Hatta Ermenilere toprak ve ev vermek şartıyla Müslüman etmek için bir heyet bile yapılmıştı. Bu heyet bir defa benim odamda toplandı. Fakat çabuk gevşedi.
Cemal Paşa'nın bu koruyucu politikasına, tabii Müslüman etmek müstesna, Halide hanım pek taraftardı. Bahaettin Şakir ve arkadaşları ise Cemal paşayı suçlandırmakta idiler.
Nerede isyan olursa, Zeytin, Bahçe ve Urfa'da olduğu gibi, şiddetle tenkil edilmiş, fakat tehcir kervanlarına taarruz ettirilmemişti. Adana yolunda kafilelere hücum eden birkaç kişi idam bile edildiler.