Katışıksız rasyonel bir bilimin kurucusu olan Thales düşünmesine nesne diye doğayı almış ve şeylerin ilkesini ampirik verili bir maddede bulmuştur (ancak kendisini izleyen düşünürler gibi Thales’in de "cansız" madde kavramını henüz tanımadığı göz önünde bulundurulmalıdır; ona ve sonraki düşünürler kuşağına göre madde ile güç henüz birbirinden ayrılmamış, doğal bir bütündü). Bu iki olgu Grek felsefesinin ilk gelişim evresini belirlemiştir: Bütünüyle bir doğa felsefesi olan bu felsefenin adı "canlımaddecilik”tir (hylozoism), yani madde (hyle) burada canlı ve böylece hareket ve de değişme yetisine sahip sayılmaktadır. Bu en eski Grek felsefesi bu yüzden tamamen tektanncıdır.
Başlangıçta su ve su maddesi vardı, bunların katılaşmasıyla toprak oluştu. O bu iki ilkeyi, suyu ve toprağı, ilk ilke olarak koyar. Üçüncüsü de bu ikisinden doğan, bir boğa ile arslan kafasına, ortada ise bir tanrı çehresine sahip olan, sırtında kanatlar bulunan bir ejderhadır; adı da "hiç yaşlanmayan Kronos" ve de Herakles'tir. Onunla birlikte, Adrasteia gibi aynı öz olan zorunluk maddi değildir, bedeni yoktur, evrenin bütününe yayılmakla ve onun sınırlanna değmektedir. Kanımca bu, üçüncü ilke sayılmaktadır...
Zi Gang şöyle dedi: "İşte burada güzel bir yeşim taşı var, onu bir dolaba mı saklamalıyım? Yoksa onu değerini anlayan bir tüccara mı satmalıyım?"
Konfüçyüs şöyle cevap verdi: "Satmalısın! Satmalısın! Ben değerini anlayan o kişiyi bekliyorum."