Helalleşmenin Ağırlığı ​Allah’tan af dilemek, O’nun uçsuz bucaksız merhametine sığınmaktır; O affedicidir, sever. Ancak helalleşmek, bir insanın dünyasında açtığınız yarayı onarmaktır; bu çok daha zordur. ​Çünkü Allah, samimi bir tövbeyle kulunun günahını bağışlayabilir. Fakat kulun kırdığı kalp, döktüğü gözyaşı ve zayi ettiği hak; ancak o kulun rızasıyla telafi edilebilir. ​İftira attığınız, zulmettiğiniz, incittiğiniz veya hakkını yediğiniz o insanlarla aranızdaki perdeyi ancak siz kaldırabilirsiniz. Omuzlarınızdaki yükü hafifletmek istiyorsanız; kibrinizi bir kenara bırakın, gidin ve helallik dileyin. ​Kibirle açılmayan gönül kapısını, samimiyetle çalmayı deneyin. Unutmayın; yeryüzünde özür dilemek, mahşerde hesap vermekten çok daha kolaydır. Ölmeden önce helalleşmenin bir yolunu bulun. ___ /Güven Taşdemir
epeydir telâfi etmek ile telef etmek arasında bocalıyorum…
Reklam
Zaten olması gereken şeyleri bir lütuf yapmış gibi sunan insanlara hep şaşırıyorum. Hata yapıyor mesela, özür dilemesini bir lütufmuş gibi sunuyor. Ne alaka mesela? Sanki yapması gereken en temel şeyi yapınca ona madalya takmamız gerekiyormuş gibi davranıyorlar. Bir yanlışı fark edip telafi etmeye çalışmak ya da kırdığı kalpten ötürü pişman olmak ekstra bir iyilik değil ki, zaten olması gereken şey. İşin asgari sınırı, başlangıç noktası bu. Bunu bir büyüklük, bize lütfedilmiş bir sadaka gibi pazarlamaya çalışmak gerçekten çok tuhaf. Sorumluluk almak kimseyi kahraman yapmaz, sadece olması gereken olgunluğa getirir. Sözünü tutmak, saygılı olmak, haksız olduğunda geri adım atmak birer lütuf değil; insan olmanın en temel kuralı.
1000Kitap
Benden özür dileyeceksin
Nuh Tepesi'nde geçen o tiradı biliyor musun Nisera? "Benden özür dileyeceksin." Ne zaman duysam içimde bir yere dokunuyor. Çünkü insanın hayatında öyle kırgınlıklar oluyor ki artık açıklama istemiyor, telafi istemiyor, haklı çıkmak bile istemiyor. Sadece karşı tarafın bir gün gerçeği görmesini bekliyor. Ben de sana bunu söylemek istiyorum. Bir gün benden özür dileyeceksin. Karşıma geçip yüksek sesle değil, gözlerimin içine bakarak değil. Hatta belki hiçbir zaman bana söylemeyeceksin. Ama kendi içinde edeceksin o özrü. Kimsenin duymadığı, kimsenin bilmediği bir yerde. Ve işin en zor tarafı da bu olacak zaten. Çünkü insan başkasına yaptığı şeyi unutabiliyor ama vicdanına anlattığı hikâyeyi değiştiremiyor. Şimdi belki haklı olduğunu düşünüyorsun. Belki verdiğin kararların arkasında duruyorsun. Belki kendine anlattığın sebepler seni rahatlatıyor. İnsan kendini ikna etmeyi öğreniyor çünkü. Yoksa yaşamak çok zor olurdu. Ama zamanın garip bir huyu var. O gün anlaşılmayan şeyleri yıllar sonra alıp insanın önüne bırakıyor. Bir cümlenin ağırlığı yıllar sonra hissediliyor. Bir vedanın neyi bitirdiği çok sonra fark ediliyor. Bir insanın değeri ise yokluğuna alışmaya çalışırken anlaşılıyor. O gün geldiğinde beni değil, kendini düşüneceksin. Benim sana verdiğim sevgiyi, sana gösterdiğim sabrı, kalman için ne kadar uğraştığımı düşüneceksin. Yorulduğum halde vazgeçmediğim günleri hatırlayacaksın. Sana kızgın olduğum halde iyi olmanı istediğim zamanları hatırlayacaksın. Ve belki ilk kez şunu anlayacaksın; ben senden mükemmel olmanı istememiştim. Hata yapmamanı da istememiştim. Sadece kalmanı istemiştim. İnsan sevdiği kişinin yanında kalmasını istemeyi bile çok görmemeli kendine. İşte o zaman içinden sessizce özür dileyeceksin. Kimse duymayacak. Belki yüzünde hiçbir şey değişmeyecek.
"Bazı gecikmeler de rahmettir."
Duygu ve Düşünce
"Hata yapmaktan çok telafi etmeye çalışmak insanı harcar. Çünkü bir kıyafet kirlenirken değil, yıkanırken eskir..."
Reklam
Reklam