"Cihangir sokaklarında yürüyorum. Tam masumiyet müzesine girecekken gözüme bir antikacı ilişiyor, merakıma yenik düşüp kendimi dükkanın basamaklarından inerken buluyorum. Kartpostallar, eskimiş fotoğraflar, raflarda biblolar, teneke kutular karşılıyor beni. Hangisine bakacağımı şaşırıyorum. Hepsini verseler bana hayır demem, öyle güzel her şey. Dolaşmaya devam ediyorum. Gözüme çarpan bir cep ajandası, yıl 1996, yunanca olsa gerek yazıları, içinde bir kaç telefon numarası... Almaya karar veriyorum, belli, bırakamayacağım. Şimdi elimde kimbilir kimin elinden geçmiş bir ajanda, düşünüp senaryolar kuruyorum kafamda; belki bir askerdir veya muhasebeci, acaba kadın mı erkek mi sahibi?.. Neyse, ne kadar düşünürsem düşüneyim bilemeyeceğim ya, antikaları ilginç kılan da bu değil mi zaten.."