bu gibi anları iyi anlamanı isterim. bu tanıdık, yabancı gezegende dört bir yanımızda yaşanıyorlar. her bir yağmur damlasında ve yayılan her bir ışık zerresinde. yaşam, şarkısını söyleyerek ışıldar. biz ona karşı hissiz olduğumuzda, ondan saklanırken, gürültüden ve acıdan onu deneyimleyemezken, onu hissedecek donanımdan yoksunken bile... gece olmadan önce en azından son bir kez parıldayarak bize güzelliğini göstermeye hazır, değer görmeyi ve korunmayı bekleyerek, hep oradadır
"Spoiler" lafına bayılıyorum, ya sen? olacakları önceden bilirsek, hikâyeden alacağımız zevkin içine edileceğini anlatıyor.
hikâyelerde istemediğimiz spoiler'ların, kendi hayatımızda peşine düşüyor olmamız ne tuhaf. aşık olacağımızı, sağlıklı olacağımızı, en geçer akçe okulu bitireceğimizi, en iyi işi kapacağımızı, rahat bir emeklilik yaşayacağımız önceden bilmek isteriz hep. her şey çözülsün istiyoruz. planlı programlı olsun istiyoruz. sonunda her şeyin iyi olacağını bilmek istiyoruz. olabildiğince az gizem olsun, hayat hikayemizin içine edilsin istiyoruz. zevk bunun neresinde? geleceği görme yeteneği dünyadaki herkesten daha gelişmiş birinin sözüne güven: aslında spoiler diye bir şey yok. her daim gözlemci etkisi var. her daim bilinmeyen bir değişken var ve o bilinmeyen değişken çoğu zaman kendimiziz. benim tavsiyem, gizemli olana kucak açmak.
imkânsızlıkların tadını çıkarmak. bilinmezliklerin tadını çıkarmak. düğüne, cenazeye, sonuca ulaşmak için acele etmemek