Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Kimse hayatından memnun değil.Herkes derin bir huzursuzluk içinde kıvranıyor;daha iyi bir hayata ulaşmak istiyor ama o yeni hayatın ne olduğunun da farkında değil.Tarifi yok;dolayısıyla toplumun mitolojisi ve ideali de yok.Bu yüzden bir nehrin suları bizi önüne katmış götürüyor.İnsanlar akıntıdan kurtulmak için kıyıdan sarkan dallara tutunmaya çalışıyorlar.Kimi din dalına tutunuyor,kimi milliyetçilik,kimi Kürtçülük;kimi ise nihilizme gömülüyor.
Herkes yabancılaşmıştı,yabancılaşıyordu.Toplum kuralları ve çevremizde tahkim ettiğimiz maddi dünya,bizi bu yabancılaşmadan koruyan gardiyanlardı adeta.Yolumuzu şaşırdıkça,alışkanlık denen ılık kaplıca sularının içine gömülüp rahatlıyorduk.Sonunda bize yol gösteren şey;evde her zaman oturduğumuz koltuğun aşina yumuşaklığı,gözü kapalı çevirebildiğimiz banyo musluğu ve başımızın yastıkta bıraktığı iz oluyordu.Kendi egemenlik
alanını belirlemek için ağaçların altına sidik fışkırtıp sonra kendini bu sidiğin sınırları içinde güvenli hisseden köpeklere benziyordu insanlar da ;aşina kokular ve aşina eşya arasındaki bir mutluluk formülü.
İnsan kendi adını on kez üst üste söylediğinde bile yabancılaşıyordu da,doğumundan ölümüne kadar taşıdığı “ben” bilincine, ya da “kendi” damgasına niye yabancılaşmıyordu?