Sanırım büyüdükçe, bedenim gelişip, derim kalınlaştıkça, ruhumdan uzaklaşmaya başladım. Ben dediğim şeyin, eninde sonunda şu gördüğün hale dönüşeceğini adım gibi bildiğim bu etten kemikten organizmadan ibaret olduğu zannına kapıldım. Kendi bedenimle ve onun bana yaşattığı hazlarla o kadar meşguldüm ki bir ruhum olduğu gerçeğini aklıma bile getirmiyordum. Oysa daha özgür düşünebilseydim, benim elim, benim ayaklarım, benim saçlarım, benim endamım, benim gözlerim, benim dudaklarım derken, sözünü ettiğim şeyin, gerçekten olmadığını fark edebilirdim. Bütün bunlar, ruhumun üzerine giydirilen bir elbiseden ibaretti.
İçlerinden bazıları çantalarına ve kendilerince kıymetli gördükleri eşyalara sıkıca sarılmışlar. Oysa kimse, bu trenden birinin eşyaları ile birlikte indiğini görmemiş. Anlaşılmaz bir şekilde geride kalanlar, inenlerin arkada bıraktıklarına sahip olmak için birbirleri ile didişip duruyorlar. Bunu daha öncekiler de kendilerinden öncekilerin geride bıraktıkları için yapmış olmalılar…
-Buna değer miydi?
-Neye? Neye değer miydi, Filozof?
-Zamandan sınırlı paya sahip bir canlı olarak, bu yaptığım şey -artık her ne ise- asla geri gelmeyecek ve benden sonsuza kadar gidecek dakikaları, saatleri, günleri onun uğrunda harcamaya değer mi?