Sanırım büyüdükçe, bedenim gelişip, derim kalınlaştıkça, ruhumdan uzaklaşmaya başladım. Ben dediğim şeyin, eninde sonunda şu gördüğün hale dönüşeceğini adım gibi bildiğim bu etten kemikten organizmadan ibaret olduğu zannına kapıldım. Kendi bedenimle ve onun bana yaşattığı hazlarla o kadar meşguldüm ki bir ruhum olduğu gerçeğini aklıma bile getirmiyordum. Oysa daha özgür düşünebilseydim, benim elim, benim ayaklarım, benim saçlarım, benim endamım, benim gözlerim, benim dudaklarım derken, sözünü ettiğim şeyin, gerçekten olmadığını fark edebilirdim. Bütün bunlar, ruhumun üzerine giydirilen bir elbiseden ibaretti.