Aslında serinin ikinci kitabı olan bu kitap gerçekten serinin son kitabını merak etmemi sağlayacak şekilde bitti. Fakat kitap boyunca fark ettiğim birtakım şeyler vardı: Klasik bir konu olan seçilmiş kişinin aslında kendinin güçlü olduğuna ve kötü karakteri yenebileceğine inanmaması...
İlk kitapta konunun bundan ibaret olmasının en azından bir sebebi vardı. Alina'nın kendi önyargılarını kırıp gücünü benimsemesini anlatıyordu ve biz de yazarın kurguladığı bu dünyaya yeni alışıyorduk. Ancak ikinci kitapta da bunun devam etmesi, Alina'nın sürekli kendini seçilmiş kişi olarak görmemesi ve çocukluk arkadaşı Malyen' in arkasından koşması beni biraz rahatsız etti. Nedense bu kitapta Malyen' e teknik olarak ısınmam gerekirken hala ısınamadım. Alina' nın gücünden bir bakıma korkması ve her ne kadar empati yapmaya çalışsa da Alina'yı sürekli yalnız bırakması, anlamaması rahatsız etti beni. Alina da zaten sürekli depresif bir havada (güçlü hissettiğini ve başarabileceğine inandığı kısımların aksine)
----------------------------------------------------------------------------------
Neden bilmiyorum ama her ne kadar çoğu yerde Karanlıklar Efendi'sine kızsam da sanırım bir yanım onun da kötü olmadığına, kötü olmaya zorlandığına inanıyor.
---------------------------------------------------------------------------------- Serinin son kitabında umarım Alina'yı en yakın arkadaşına karşı da dahil olmak üzere daha güçlü ve iradeli görürüz.
Sturmhond bağırdı. "İnsanlar imkansız dediğinde genelde ihtimal dışı demek isterler." Ay ışığı gözlüklerinin camına yansırken ve parkası şişerken tam bir deli gibi görünüyordu.
" İtiraf etmem gereken bir şey daha vardı: Sturmhond' u da seviyordum. Ukala, küstah biriydi ve iki kelimenin yeterli olacağı yerde hep on kelime kullanıyordu ama mürettabatına liderlik edişi beni etkilemişti. Karanlıklar Efendisi' nin kullandığını gördüğüm taktiklerle uğraşmıyordu, yine de adamları onu hiç tereddüt etmeden takip ediyordu. Onları korkutmamış, onların saygısını kazanmıştı."