Güncelleme: Dönüş yolundayız. Moralim okadar bozuk ki anlatamam. Gelirkenki o neşemden eser yok şimdi. Oysa bugün beni hiçbir şey üzemez demiştim. Şimdi tekrar düşünüyorum da ancak bu gördüklerim, duyduklarım üzebilirmiş: öğrencilerin hatta Türkiyenin en başarılı, en parlak öğrencilerinin gözlerinde gördüğüm umutsuzluk, yorgunluk, hayal kırıklığı, yürek burkan bir ses tonuyla yer yer gözleri dolarak anlattıkları bazı şeyler.
Başta her şey çok güzeldi. Yemyeşil bir kampüs, çok şık taş binalar... Etrafta dolaştık, birsürü fotoğraf çektik. Hava yağmurlu olduğu için ayakkabılarımız ıslandı, üşüdük ama bu bile problem değildi bizim için . Hatta yağmurlu havayı romantize ederek birer kahve alıp boğazı izledik. Bu mutluluğumuz öğrencilerle konuşana kadar sürdü. Size önerim bir üniversiteye gittiğinizde kesinlikle yapmanız gereken en önemli şey birden çok öğrenciyle sohbet etmek, memnun olup olmadıklarını sormak. Biz Boğaziçi öğrencilerinin neredeyse hepsinden aynı şikayetleri duyduk, benzer hikayeler dinledik. Hepsi kayyumdan, sürekli kampüste olan polislerden, her an diken üstünde olmanın ne kadar rahatsız edici olduğundan bahsetti, 13 Mayısta yaşadıklarını anlattı.
Yurt konusunda da ciddi mağduriyetler yaşıyorlar. Yurt bulmanın nerdeyse imkansız olduğunu söylediler.
Eğitim kadrosunun her geçen gün içinin daha da boşaltıldığını, iyi profların gittiğini ve yerlerine onların -yukardan inmeleri sebebiyle-"paraşüt" diye isimlendirdiklerinin geçtiğini söylediler. Konuştuğumuz ilk kız, "Binalar çok güzel. Biz de onlara aldandık, sakın siz bu hatayı yapmayın. Bol bol öğrenciyle konuşun, herkesin mutsuz olduğunu göreceksiniz" demişi. Çok çok çok üzülerek söylüyorum, haklı çıktı. Başta da söylediğim gibi bu gençler bu ülkenin ciddi anlamda tek umudu olan parlak