Sonsuz zamanın sınırlı bir kısmında, başka bir boyutta çoktan yaşanmış şeyleri yaşamak için dünyaya gelmişiz. Bir bedenimiz, bir ismimiz var, bize “Bu sensin” denmiş. Doğar doğmaz sahneye atılmışız, doğaçlama bir şekilde
kendimiz olma rolünü oynamamız istenmiş. Kötü olansa şu, kimse elimize bir senaryo vermemiş Osman.Sonsuz zamanın sınırlı bir kısmında, başka bir boyutta çoktan
yaşanmış şeyleri yaşamak için dünyaya gelmişiz. Bir bedenimiz, bir ismimiz var, bize “Bu sensin” denmiş. Doğar doğmaz sahneye atılmışız, doğaçlama bir şekilde
kendimiz olma rolünü oynamamız istenmiş. Kötü olansa şu, kimse elimize bir senaryo vermemiş Osman.
John Fowles, Koleksiyoncu’da şöyle diyor: “Onu unutacağımı sandığım da olmuyor değildi. Ama unutmak insanın yapacağı değil, başına gelen bir şeydir
ve benim başıma gelmedi.” Sence hayat yaptıklarımız mıdır, başımıza gelenler mi? Cevapların bir anlamı varmış gibi nasıl da her şeyi sorgulayıp duruyoruz değil mi? Boş ver sormadım say. Öyle yani, başıma gelince mutlaka haberin olur Osman.
Uzun zamandır sana bu mektubu yazmak için
cesaretimi toplamaya çalışıyordum. Anlatacak çok şey olduğunu sanıyordum ama öyle olmadığını şu anda hayretle görüyorum. Yani var tabii bir sürü şey ama daha fazlası ne yazık ki içimden gelmiyor. Demek böyle oluyormuş. Ayrılık tam da buymuş, artık anlatacak bir
şeyinin kalmaması. Şimdi müsaadenle köşeme çekilip biraz bu duruma üzülmek istiyorum. İçimde sana karşı
kötü bir duygu yok. Sel gitti kum kaldı, acısıyla tatlısıyla birçok şey yaşandı, hepsi için teşekkür ediyorum. Beni
merak etme, başımın çaresine bakıyorum. Sana bir daha yazacağımı sanmıyorum. Umarım her şey gönlünce olur, yolun açık olsun Osman.
Bir sıkıntıyı atlatmak dünyanın en güzel hissi,
şimdilerde bu duygunun tadını çıkarıyorum. Epey yükseğe çıktım, son düzlükte kanatlarımı tarıyorum. Kafamın içi masmavi bir gök, uçmaya hazırlanıyorum. Bir gün şeklini şemailini unutsam da hayatımın bir döneminde seni çok sevdiğimi hiç unutmayacağımı
biliyorum. Fakat benden bu kadar Osman, ben artık istemiyorum.