Çünkü nerede olursam olayım —bir gemi güvertesinde, Paris’te bir sokak kahvesinde ya da Bangkok’da— hep aynı sırça fanusun altında kendi ekşimiş havamda bunalıyor olacaktım.
Sancının ne kadar kötü olduğunu unutturacaktı ona. Ama içinin gizli bir köşesinde, acının o kapısız, penceresiz, kör ve uzun koridoru bir kez daha açıp onu derinliklerine almak için bekleyecekti hep.
Kritik durumlardaki insanları gözlemekten hoşlanırdım. Eğer karşıma bir trafik kazası ya da bir sokak kavgası, ya da bir laboratuvar kavanozunda saklanan bir kelebek çıkmışsa, durup öylesine dikkatli bakardım ki, gördüğümü bir daha asla unutmazdım.
Böylelikle, başka türlü hiçbir zaman öğrenemeyeceğim pek çok şey öğrendim. Ve öğrendiklerim beni
şaşırttığı ya da midemi bulandırdığı zaman bile hiç belli etmedim ve her şeyin her zaman böyle olduğunu biliyormuşum gibi davrandım.