"Hem niçin hayatta binde bire nasip olmayan büyük mutlulukları böyle feda etmeli, sonu ölüm olduktan sonra niçin hayatı da böyle temelsiz kanunlar içim zorla ziyan etmeliydi? Hatta insan, hatta doğa buna yönlendirmiyor ve zorlamıyor muydu?"
"Bunlar, bu şimdi artık toprak, çamur olanlar ömürlerinde benim gibi böyle bir mutluluğa aday olup da onu birtakım yerli yersiz kuruntularla reddettilerse ne kazandılar?"
"Ah, bu aşk nasıl birkaç saniyelik mutlulukları uzun kederlerle, zalim pişmanlıklarla paramparça ediyor ve bunun zorunlu olarak böyle devam edeceğini, hiçbir çare olmadığını görmek onu ne kadar eziyordu."
"Hiçbir zaman hayatı böyle ele geçmez, böyle ulaşılmaz hain bir şey olarak bilmemişti. O, hayatını geldiği gibi yaşamıştı, sonra onu kendine uydurmak mecburiyeti çıkınca öğrenmeye, tanımaya başlamış, tanıdım dediği yerde yine bilinmez bularak sonunda onun anlaşılmaz bir bilmece, tamamen çaresizlikten oluşmuş acı bir bilmece olduğunu görünce dehşeti artmıştı. "