Bu şehirde savaştan kaçış yok. Kalıntılar süpürülüp gitmiş olabilir, yeni-eski saraylar inşa edilebilir, kraterlerin içi alelade yeni binalarla doldurulabilir, fakat savaşların izleri silinmiyor.
Daha ileriye bakmaya ve geçmişin penceredeki manzaranın gösterdiği kısımlarını irdelemeye başladığımda buradaki mesajın aynı zamanda evle, mekanla, toprakla, ve şehrin ruhuyla ilgili bir mesaj olduğunu kavrıyorum.
Tam anlamıyla farkındalık edimiyle ilgili bir şey bu.
.
Şehrin sokaklarının altından dip akıntıları halinde akan bastırılmış duygular. Yüksek su tablasının zeminine sızmaya devam eden tüketilmemiş keder.
Görebildiğiniz şeyler vardır, bir de sadece hissettiğiniz, varlığını başka yollardan, kafanızın içindeki bir fısıltı veya kemiklerinizdeki bir ağırlık gibi algıladığınız şeyler.
Anneannem de başına gelenlerin toplamıydı işte; evladının kaybı, bir türlü yaşama sevincine dönüşemeyen yaşama direnci, kızlarını suçlaması, menekşeleri, isyanı, hissettiği tüm duygular...Bunlardan biri eksilse anneannem de eksilirdi. Eksilmeli miydi? O eksilse biz tamamlanır mıydık?