Dilinden başlayacak olursak; zor bir dili olduğunu söyleyemem, özellikle jargon kelimelerden epey bir ırak olması akıcılığı sağlamış. Betimlemeler basit ve basit olması akılda canlandırmayı ciddi anlamda kolaylaştırmış. En azından benim için durum böyleydi.
Kitabımızın konusu kısaca: Raxter kız lisesinin Tox adındaki bir virüs nedeniyle karantinaya alınması ve bu karantina sürecinde öğrencilerin baş ettiği zorluklar.
Kitabın ilk 100-150 sayfasında falan karakterlerin karantina altındaki rutin yaşamını okuyoruz ve sonra ansızın Hetty'nin arkadaşı Byatt'ın kaybolmasıyla maceramız başlıyor.
Bana kalırsa öykü tek bir karakterin gözünden anlatılmalıymış zira birdenbire Byatt'ın gözünden okumaya başlamak pek oturmamış gidişata. (Ayrıca Byatt'ın bölümlerinde saçma sapan boşluklar falan vardı kelimelerin, cümlelerin arasında. Sanırım bilerek yapılmış bir şeydi fakat yine de aşırı rahatsız ediciydi.)
Kitabın sonlarına doğru birçok mevzunun sebebini öğreniyoruz ama, nedense, bir türlü bana tam anlamıyla mantıklı gelmedi önümüze sunulan nedenler. (Özellikle kitabın sonunda gerçekleşen çift kalp mevzusuna asla mana veremedim.)
Kitabın hoşuma giden bir yanı yazarın karakterlerine asla acımıyor oluşuydu. Yazarların karakterlerini gözünü kırpmadan öldürebilmesi gerçekten çok hoşuma gidiyor.
Karakterler... Ah, o karakterler...
Hetty
Başlarda çelimsiz, çekingen bir kız görünürken sonralara doğru epeyce güç kazanan bir karakter kendisi, amma velakin bu ne ara oldu benim de pek bir fikrim olduğu söylenemez. Reese'in babasına yaptığı şey affedilemez olmasının yanı sıra haksız bir nedenden de gerçekleştirilmiş bir şey değildi ve bu yüzden ona bu konuda kızmadım lakin Reese'den özür dileyip onu teselli etmek yerine üste çıkmaya çalışması beni biraz öfkelendirdi. Yani neticede kızın