Ya sefere çıkılacak ya seferden dönülecek. Hayat uzun bir bekleyişti. Aşk uzun bir bekleyişti. Gençlik uzun bir bekleyişti. Sevgili, cephelerden mektuplar yollayan, başucundaki resimdi. Başucundaki resim, eksik kalmış kavuşmalardı. Kavuşmalar, bahçe taşlarında duymayı umduğu ayak sesleriydi. Hep çerçeveden çıkarak onu kollarına alan bir genç adam, gümbürtüsü kulağına gelen kalp atışları, dizlerinin kesilmesi, akıp akıp gitmeleri, büyük dalgalarla kıyılara vurmaları, içinde şırıl şırıl akan nehirler ve her seferinde yarım kalan bir rüya gibi, doyulmamış eksik bir tat...
Yalnızca kendini kaptırarak kitap okudun diye, görebildiğin dünya da genişleyecek sanma. Ne kadar bilgi depolasan bile, kendi kafanla düşünüp kendi ayaklarınla yürümedikçe her şey sahte, havada ve gelip geçici şeyler olarak kalır.
Art arda sıralanan zor sözcükler karşısında başını yana eğen torununa sakin gözlerle bakan dede, devam etmişti:
Kitaplar senin yerine yaşayacak değil. Kendi ayaklarıyla yürümeyi unutan kitap kurdu, eski bilgilerle şişmiş bir ansiklopedi, birileri gelip açmadıkça hiçbir işe yaramayacak bir antika olabilir ancak.
Dedesi, torununun başını usulca okşayarak eklemişti: Sen yalnızca bilgili mi olmak istiyorsun?
"Çok sayıda kitap okumak iyidir. Fakat yanlış anlaşılmaması gereken bir durum var.Kitapların büyük gücü vardır. Fakat bu, nihayetinde kitapların gücüdür, senin değil."
"İkinci,bana bak; önemli şeyler daima zor anlaşılır," dedi kedi, Rintaro'nun aklından geçenleri okumuş gibi, "Çoğu insan gayet normal olan şeylerin farkına varmadan yaşamlarını sürdürür. Olgulara yüreğinin penceresinden bakmazsan tam olarak göremezsin. En önemli şeyler de gözle görülemez."
Kitapların gücü vardır...
Dedesi bu sözü sık sık yinelerdi. Normalde hiç sesi çıkmayan, torunuyla pek konuşmayan dedesi, yalnızca kitaplardan söz ederken, ince gözlerini daha da kısarak coşkuyla konuşurdu.
"Yılları aşarak gelen kitapların, o zaman ölçüsünde gücü olur. Bu güçlü öyküleri ne kadar çok okursan, o sayıda güçlü dostlar edinmiş olursun."