"Bazı anlar gelirdi ve çaresizce duygusal acıyı, fiziksel acıyla kapatmaya çalışırdınız. Ama olmazdı. Çünkü hiçbir fiziksel acı, duygusal acının verdiği acıyı veremez size. Bu her ne kadar boyutlarla alakalı olsa da eşit bir şekilde davranırsak, değer verdiğiniz birinden gelen bir hakaret, binlerce bıçak darbesine eş değerdi. O anı geri alamazdınız, hiç yaşanmamış gibi davranmayı deneyebilirdiniz ama yapamazdınız; o bıçaklar bedeninizden asla çıkmazdı. Aksine, sanki binlerce el gelip o bıçakları daha da acı vermek istercesine döndürürdü. Bütün gözyaşlarınız, bıçak darbelerinden akan kanlar gibi süzülürdü. Akıtmak için ayrı bir çaba göstermenize gerek kalmazdı, sadece... Aklınıza gelirdi ve gözleriniz dolardı işte. İlk damlayı durduramadıysanız, diğerlerini de durduramazdınız."
"İşte bu yüzden kötüydüm. Kötü olmanın hiçbir yararını görmemiştim ama iyi olmak bir bıçağı o kişinin eline verip o bıçağı ileri doğru dimdik tutmasını istemek ve o kişiye sarılmaktı. İyilik yaptığın her insan tarafından bir kez bıçaklanırdın."
"Geçmişte, günlüğüme yazdığım bir yazıya göre başka bir şehre taşınacak, orada yaşayacaktım. Bir sürü arkadaşım olacaktı. Gönlümce dans edecektim. Sonra bir gün Soyhan'a geri dönersem... Bak, diyecektim. 'Ben bu şehirde kırıldım. Bu şehirde nefes alamadım. Bu şehirde hasta oldum. Başka şehirlerde yaşıyor olabilirim ama... Mezarım bu şehirde. Ben bu şehirde öldüm.'"