Thoth Amos

Thoth Amos
@thothamos
"Atticus bana, sıfatları kaldırırsan geriye gerçekler kalır demişti."
"Neden çoğu insan, gördüklerine hiç şaşırmadan yeryüzünde öyle dolanır durur, biliyor musun?" diye sordu babam. Başımı salladım. "Çünkü dünya bir alışkanlık haline gelmiştir onlar için!" Yumurtasına tuz ekip devam etti: "Çok uzun yıllar sürer dünyaya alışmamız. Küçük çocuklarda açıkça görebilirsin bunu: Gördükleri şeylerden öyle etkilenirler ki, gözlerine inananamazlar. Onun için durmadan dört bir yanı gösterip karşılarına çıkan her şeyi sorarlar. Oysa biz yetişkinlerde durum farklı: Biz her şeyi defalarca görmüşüz zaten; gerçeklik artık olağan bir şey olmuş bizim için."
Sayfa 276
Reklam
"Herkes istediği gibi düş kurabilir. Ama düşlerine düş olduklarını bildirmekle yükümlüdür. Yoksa onları deli yerine koymuş olur ve işte o zaman, düşgücünün ürünleri onu öldürme hakkına sahiptir."
Sayfa 272
"Meraklı bir masaldaki kişiler gibi koşuşup duruyoruz yeryüzünde", diye sürdürdü sonra konuşmasını. "Birbirimize selam veriyor, gülümsüyoruz. Sanki 'Merhaba, bak birlikte yaşıyoruz! Aynı gerçeklikteyiz ya da aynı masalın içinde...' demek istiyoruz birbirimize. Bu inanılmaz bir düşünce değil mi, Hans-Thomas? Evrendeki bir gezegende yaşıyoruz. Ama birazdan çekileceğiz sahneden. Hokus pokus! - ve işte kaybolduk bile."
Sayfa 243
"Şaşırtıcı bir kaynaşmada kısa süreliğine biz de alırız yerimizi. Atılırız yeryüzüne, sanki dünyanın en olağan şeyiymiş gibi bu. Akropol'de insanların nasıl karıncalar gibi dolaştığını gördün. Ama yitip gidecek bütün bunlar. Gidecek ve yerini yeni bir kaynaşma alacak. Çünkü her zaman hazır bekleyen başka insanlar var. Her zaman yeni fikirler çıkıyor ortaya. Hiçbir konu tekrarlanmıyor, hiçbir beste iki kez yapılmıyor...İnsan kadar karmaşık, insan kadar değerli hiçbir şey yok, evlat. Ama yine de ucuz bir süs eşyası gibi muamele görüyoruz."
Sayfa 242
"Zaman geçmez, Hans-Thomas, saat gibi tıkırdamaz da. Geçip giden biziz, tıkırdayan da bizim saatlerimiz. Zaman, güneşin doğudan doğup batıdan batışındaki gibi bir kesinlikle kendini tarihin içinde sessizce ve hiç acımadan yiyip bitirir. Uygarlıkları yıkar, eski anıtları kemirir ve insan soylarını birbiri ardınca yutar durmadan. O yüzden 'zamanın dişleri'nden söz eder dururuz. Çünkü zaman çiğner de çiğner ve dişlerinin arasındakiler biziz, başkası değil."
Sayfa 242
Reklam