Çocukluğun en kırılgan tarafı bu sanırım. Kin tutamıyorsun ama onun dışında her şeyi tutuyorsun; günü geldiğinde kendini başka kimsenin edemeyeceği şekillerde sabote etmek için.
İki insan arasında hep tek yol var sanıyordum o güne kadar. Sen birine kendini ne kadar yakın hissedersen o da sana o kadar yakın hisseder. Oysa hissedilen yakınlık başkaydı, gerçekte olan başka. İki insan arasında her zaman iki yol vardı. Sen onu yanında sanırken o seni köprülerin ardından izleyebilirdi.
İçinde neredeyse çırılçıplak yüzecek kadar güvendiğin şeylerin, hatta bilhassa onların, ne büyük hayal kırıklıkları yaratabileceğini biliyorum. Üstüne bulaşanı atmak için günlerce, aylarca, yıllarca uğraşman gerektiğini; olmayınca kirlenen yerleri kesip attığını; boş kalan yerlerin hiç beklemediğin anlarda, mesela bir akşamüstü ezan sesi duyduğunda ya da sabahın ilk saatlerinde pencereden bileğine vuran ışığı izlerken, üşüyüp titrediğini biliyorum.