Bazen okuduğu romanda, hikâyede yer alan önemsiz bir kişiye takılırdı. Takıldığı kişinin metne girme nedeninin bir tek cümleden ibaret olduğunu görür, herkesin hayatının doğru söylenmiş bir cümleye sığabileceğini düşünürdü.
“Yazarlar sıradan sandığımız insanları evirip çevirirler, başka bir gözle bakarak onlardan yeni insanlar yaratırlar. Bu yeni gözle biçimlenmiş insanlar, artık bizim için sıradan değildirler, birer kahramandırlar. Gerçek hayatta da gizli bir elin onları alıp yeniden biçimlemesini isteriz. Bir el, deriz, bizi de biçimlese, biz de kendi hayatımızın kahramanı olsak. O el kendi elimizdir oysa.”
Anılar dayanıksızdı. Zamanla unutulabiliyor, yeniler eskileri unutturuyordu, bu kötü bir şey değildi. Ama arada bir özlemle hatırladığı ve niye özlem duyduğunu pek de düşünmediği bu eski aşk, kahramanının yeni rolü yüzünden acı bir hikâyeye dönüşmüştü artık.