Bazıları güzel ahlâkın alâmetlerini şöyle sıralamışlardır: Kişinin hayâsının çok olup eziyetinin az olması, sâlih işleri çok yapması ve doğru sözlü olması, konuşmasının az olup amelinin çok olması, fuzûlî sözlerin ve sürçmesinin az olması, iyilik yapması, akrabalarını ziyaret etmesi, vakur, çok sabırlı ve çok şükreden biri olması, kadere rıza göstermesi, halim, şefkatli, merhametli ve iffetli olması, lanet etmemesi, küfretmemesi, laf taşımaması, gıybet etmemesi, aceleci olmaması; kindar, hasetçi ve cimri olmaması, güler yüzlü ve neşeli olması, Allah için sevip Allah için buğz etmesi, Allah için razı olup Allah için öfkelenmesi...
Şayet nefis bazı mubahlara karşı engellenmezse, o zaman yasak olan şeylere tamah eder. Kim dilini gıybetten ve fuzûlî kelamdan muhafaza etmek isterse, Allah'ı zikretmek ve dindeki mühim işler hariç sükût etmesi şarttır. Tâ ki konuşma arzusu onda ölür ve sonrasında hak olan şeyler hariç konuşmaz. Bu durumda onun sükûtu da, konuşması da ibâdettir. Göz, her şeye bakmayı alışkanlık hâline getirirse, helal olmayan şeylere bakmaktan kendini koruyamaz.
Zira her ne kadar dünyayı hatırlamak kalbine daha gâlip gelse de, kalbinde Allah'ın zikrinin kuvveti vardır ve kalbinin derinliklerine bu zikir yerleşmiştir.
Allah'ım, senin perişan etmenden yine sana sığınırız. Zira sığınılacak olan ancak sensin.
"İnsanın düşmanı üç tanedir. Bunlar: Dünyası, şeytanı ve nefsidir. Zühd ile dünyadan, muhalif olmakla şeytandan, şehvetleri terk ederek de nefisten korun!"