Anne, baba!
Sen öyle bir dine inanıyorsun ki bu din seni dünyadan ve ölüm öncesinden gafil kılıyor. Senin bütün telaşını, ugraşini, didinmeni, derdini ve sorumluluğunu ölüme ve ölümden sonraki hayata yönlendiriyor. Oysa bugünün bu çağın bir aydını ve bugün tahsil görmüş biri olarak benim "ölümden öncesiyle" işim olur. Halbuki senin dinin ölüm öncesi ile ilgili bana birşey söylemiyor, sen de zaten bilmiyorsun.
Sen ancak şunu söyleyip duruyorsun: Benim bu dini inanç ve amellerim Münker ve Nekir'in sorularına cevap vermek için işime yarayacak; kabre girdikten sonra işe yarayıp yaramadığını orada göreceğiz. Orada faydası ortaya çıkacak, bu dünyada yaptığım işlerin karşılığını ve ecrini öte dünyada alacağım. Ben diyorum ki anneciğim, babacığım doğrudur; ancak zillet, fakirlik ve yoksulluk içinde kivrandigimiz ölüm öncesi bu dünya için senin dinin bana ne öneriyor?
Hicbirsey! Sen ateş içinde kivraniyorsun, halkın, soydaslarin, bütün dünya halkları ve insan nesli ateşten gömlek haline gelmiş şu hayatın ateşinde kivranmakta; sen ise bu sıcaklığı hissetmiyorsun bile! Sen kalkmış cehennem ateşini ve ölümden sonraki azabın dehsetinden dolayi gece gündüz ağlıyor, sizliyor ve ızdırap içinde kivraniyorsun. Oysa benim derdim, bugun bütün insanlara musallat olmus;beni, seni onu ve herkesi çepeçevre kuşatmış, içinde kivranmakta olduğumuz bu ateştir. Ben bu alevleri dindirecek etkenlerin, onu sondurecek suların peşindeyim.
Anne, baba!
Sen en içten ve halis duygularinla, bütün samimiyetini ve imanını şahit tutarak halvet içinde dua ederken yanında idim. Allah'ı, peygamberi, kitabı, imamları ve mukaddesatı davet ederek söyle dua ediyorsun: "Rabbim! Beni bağışla; Allah'ım bana sağlık, sıhhat ihsan eyle;hayatıma mutluluk kat; borcumu ödeme imkanı ver;hastalarımıza şifa eyle; yoldaki