İncelemeye Ceren Sungur’un tarih hakkında çok yerinde bir sözüyle başlamak istiyorum:
“Bir kitapta sizin veya başkasının ulusal, dini ve benzeri kimliklerini aidiyetlerini sürekli ve aşırı bir şekilde övüyorsa veya sürekli ve aşırı bir şekilde yeriyorsa ve aşağılıyorsa, kitabın yazarı en iyi tarih eğitimini alırsa alsın o yazar taraflıdır.”
Ve evet arkadaşlar… Bu kitap da, yazarı da tarihî meselelere açıkça ideolojik yaklaşıyor. Taraflı yani. Ama zaten Yavuz Bahadıroğlu’nu az çok tanıyordum, öyle okuyordum. Sürpriz değil. Ama bu, eleştirilmeyeceği anlamına da gelmez.
1. Tarih kitabı mı destan mı?
Kitapta tarihî olaylar, masal anlatır gibi anlatılmış. Özellikle padişahlar övülürken iyice abartı devreye giriyor. Mesela: “İznik’i fethettiği zaman Hristiyanlara göstermiş olduğu insanca muamele dillere destan olmuştur.” (sf. 21)
Bak, tamam. İznik’in fethinden sonra bir barış ortamı olduysa bunu anlat, eyvallah. Ama “dillere destan” kısmı nedir ya? Sen tarihçisin, tarih yazıyorsun. Bırak da onu okuyucu karar versin. Gerçekliği yaz, destanı biz düşünelim.
2. Osman Gazi ümmi mi, hafız mı?
Sayfa 12’de “Osman Gazi ümmi idi” diyor. Sayfa 16’da “Osman Gazi gece boyunca Kur’an okudu” diyor. E peki hangisi? Bir karar ver artık hocam. Anlıyoruz, Osmanlı’yı dindar göstermek istiyorsun ama bari kendi içinde tutarlı ol.
3. Yayınevi ne yapmış tam olarak?
Kitapta göz göre göre yazım hataları var. Hani böyle "-de" "-ki" hatası gibi şeyler değil, baya kelimenin kendisi yanlış yazılmış. Bir kere okunsa bile fark edilir. Yani ya yayınevi hiç okumadı bu metni, ya da “aman boşver, bas gitsin” dedi. Her iki durumda da hiç hoş değil.
4. Abdülhamid güzellemesi
Kitabın en uzun kısmı Sultan II. Abdülhamid’e ayrılmış ve resmen “onu nasıl aklarım” derdiyle yazılmış. Bu arada, bu kısmın tarihî