“Şu avuç içi kadar yeri, Allah’ın bu dönüp bakılmaz yabanıl dağını nasıl da sevmeye başladım. Suyuna, otuna, taşına toprağına kendimi katacağım; börtü-böcek bayram edecek.”
“Rüzgâr bulutun, bulut yağmurun, yağmur suyun, su toprağın dilinden anlıyor. Suyun yokuşa aktığı, güneşin batıdan doğduğu görülmemiş. Âdemoğlu dayalı-döşeli tıkır tıkır işleyen bir dünyanın ortasında. “ Bize düşen aracılık” diyorum içimden. Otu atın, eti itin önüne koyabilmek.”
“ İşte su diye bir şey vardı dünyada. Su sesi vardı. Şu oturduğum toprak, sırtımın verdiğim kayalar vardı. Akşamın alacasında mordan laciverde doğru tüllenen gökkubbe vardı. … Bütün bunlar ne için vardı?”