İlk İngiliz psikanalistlerinden John Rickman'ın sözleriyle ifade etmek gerekirse korku, "gerçek bir nesne karşısında ortaya çıkar. Kaygının tanımlayıcı özelliği ise, bitmek bilmez bir beklenti duygusu yaratsa da, nesnesinin olmamasıdır."
Gelgelelim kuramcılar, kabul edilemezi, bize acı çektireni ya da korkmamız gerekeni yeniden tanımladıkça, acımızın efendilerine dönüşürler. Mutsuzluğumuzun altını çizerek onu okunaklı hale getirirler. Tıpkı dini ve siyasi liderler gibi, bize mutsuzluğumuzun kaynakları konusunda ikna edici öyküler anlatarak, bundan nasıl kurtulacağımızı ima ederler. Bizim adımıza formüle ettikleri korkuyla ilişkimizi(ve kendi ilişkilerini) değiştirmek isterler. Önce uzman dehşeti, sonra da dehşet uzmanı yaratır. Çözümün parçası olan, sorunun da bir parçasıdır. Başka bir deyişle uzmanlar bize, yeni yöntemlerle mutsuz olmamızı sağlayacak tanımlar sunarlar.
Korku, hoşnutsuzluğun olası tekrarının farkına varılmasıdır...Demek ki korktuğumuzda, geleceğin geçmişe benzeyeceğini varsayar ve geçmişin nasıl bir şey olduğunu bildiğimize inanır, biliyormuş gibi davranırız. Başka bir deyişle korku bizi fazla akıllı ya da en azından yanlış yola saptıracak kadar bilgili kılar.Bilmek dereyi görmeden paçayı sıvamaya dönüşür. Korktuğumuzda tahmin edebilme isteği anında tatmin edilir, adeta kesinlik-gelecek-şimdiden olup bitmiştir.