Kerem

Emir kulu olmanın anlamı
Emir kulu olma sözü kula kul olma anlamında kullanılırken, o kimsenin inanmadığı bir şeyi yapmak hususunda kendini mecbur hissetmesi gibi gizli veya açık bir tabasbus hali gözlenirken, aynı söz Müslü­man yönünden, inancının gereğini yerine getirebilmek için her zorluğu göze alabileceği, fedakârlıklara katlanabileceği anlamına gelmektedir. Deyim, bu bakımdan, Müslüman için yüceltici olmaktadır. Deyimin Müslümanlar arasında galat kullanışı da gene bu bakımdan reddedilmelidir.
Sayfa 69·Kitabı okudu
Edebiyat
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Mevcut hayat tarzı içinde, insan, kendini eşyaya hü­kümran sanmaktadır. Fakat aslında eşyanın kendisine hükümran olduğunu bilmemektedir. Her fert, kendi eko­nomik bağımsızlığını istemektedir, fakat bu yolla ekono­miye bağlandığını hissetmemektedir. Eşya hevesi gitgide artmaktadır da, bu hevesine bir sınır çekmeye gücü yet­memektedir, daha doğrusu bu hevesi için bir sınır olabile­ceğini tahayyül edememektedir. Çok sayıda küçük küçük ilahları var da, bu ilahlara tapındığının farkında değildir. Çünkü “kulluğunun farkında değildir, unutmuştur. Gene unutmuştur ki, Allah’tan başka ilâh tanıyana Allah her şeyi ilâh kılar. Allah’tan başkasına kulluk edeni de Allah her şeye kul eder.
Sayfa 61·Kitabı okudu
Edebiyat
Kötülük nedir?
Kötülük İslâm’ın emirleri ve yasaklan dışında kalan, yani îslâm dışı olan her şeydir. Bu bakımdan kötülüğün ve iyiliğin ölçüsü tamamen nesnel (objektiftir.) Bize şahsen bir dokunup dokunmaması bakımından indî ve keyfi olarak değerlendirip hakkında hüküm biçebileceğimiz bir şey değildir.
Sayfa 43·Kitabı okudu
Edebiyat
Kötü Bir Dünyada İyi Bir Müslüman
Kötü bir dünyada iyi bir Müslüman olarak kalınabilir mi? Bu soruyu şöyle de sormak mümkündür: İyi bir Müslüman kötü bir dünyanın şartlarını sineye çekerek yaşıyorsa halâ iyi bir müslüman olarak yaşamakta olduğunu savunabilir mi? Böyle bir soruyu sorarken akla gelebilecek şu ihtimali gözden kaçırıyor değilim: İslâm’ın vahyedilmeye başlandığı ilk yıllarda, Müslümanlar kötü bir dünyanın en kötü şartları, altında en iyi Müslümanlar olarak kalabilmişlerdir. Ne var ki, Asr-ı.Saadet Müslümanlarının içinde yaşadıkları dünyaya karşı takındıkları tavırla günümüzde kendisine Müslümamm diyenlerin tavrı arasındaki fark gözardı edilemeyecek kadar önemlidir. Asr-ı Saadette kötü bir dünyada yaşayan Müslümanları iyi kılan hususla günümüzde kötü bir dünyada yaşayan Müslümanları kötü Müslümanlar haline getiren husus, onların kötü bir dünyaya karşı takındıkları tavırdan ileri gelmektedir. Asr-ı Saadette kötü bir dünyada yaşayan Müslümanlar, kendilerini o dünyanın kötülüklerini sineye çekmek zorunda hissetmemişlerdi. Tersine, kötü bir dünyada yaşadıklarının bilincinde olarak o kötülüklere müdahale etmişler, bu yüzden yıllarca kötü bir dünyada yaşamış olmalarına rağmen iyi birer Müslüman olarak kalabilmişlerdir. Günümüzdeyse belli bir kısım Müslümanlar, henüz kötü dünyada yaşadıkları hususunda yeterli bir bilinç düzeyine bile ulaşmış sayılmazlar.
Sayfa 42·Kitabı okudu
Edebiyat
Müslümanların kafa yapısı ile Müslüman olmayanların kafa yapısı arasında, materyalizm ile uluhiyet arasındaki fark vardır. Durumu şöyle ters bir faraziye ile daha da açığa kavuşturmak mümkün: Farzedelim ki, İslâm, insana gözyaşından ve eşitsizlikten başka bir şey vaat etmiyor; bu durumdta bile, Müslüman, Allah’ın rızasını kazanmanın yolu bulunur diye gösterilmişse, o yola uyum sağlamaktan başka bir şey düşünmez. Kaldı ki, materyalistik kafa yapısının gaye diye tanıdığı ve beklentisinin nihayetine yerleştirdiği her türlü refah ve huzur aslında yalnızca İslâmî hayat tarzında gerçekleştirilebilmesine rağmen, Müslüman, sözü edilen beklentilerin hatrına itibar etmez. Çünkü onun için Allah’ın hatırının önüne geçebilecek başka hiç bir değer ve gayenin bulunabileceği düşünülemez.
Sayfa 34·Kitabı okudu
Edebiyat