Vanessa'nın gözleri; ışıkla gölgenin korkunç yutuculuğu. İmge kalmıyor onun gözlerinin önünde, olanlar oluşlar yeniyor yutuluyor gözleriyle. Nedir bu çılgın içtenlik onun bakışında? Kırılgan rûhun susan çığlığı? Zamanın anlamsızlığının ürkünçlüğü? Sonsuz görüntü yığınının artık içe ve dışa eşzamanlı akışı? Kafatasından ayak parmaklarının ucuna dek görünmez gözlerin rûhu tutsaklayışı? Her şeyin çarpılmışlığı, özün kayganlığı, hiç bir şeyin hiçbir şeyin; bu tuhaf karşıtlığını duyguların, kabullenilemeyeceği? Neler anlatır bu iki beşik, biz onun gözlerinde mi sallanırız? Onun içsel ağıtı neden hep buğu gözlerinde? Bu iç pusu hangi uygarlığı hangi tarihi yararlı kılar, ne için? Onun çevresinde dönen bir şey yok, ya da o hiçbir şeyin çevresinde dönemiyor. O bir çembere geçirilmiş; gözlerinden, bu çemberin her kımıltısı gözlerinden beynine akıyor; organik bir bütünlük bu; o ölçüde de kopuş. Her şey o çemberin varsayılabilirliğinden oluyor, oluşuyor, bitiyor, tüm imgeler bu düşselliği zorlayan uzamın kendi kendini açığa çıkarışıyla, onun gözlerine kayıyor, oradan yine çevrime katılıyor, döngü dönerken döndürüyor.
hiçbir şey neyse ben oyum. Öylesine bağsız ve yeğniyim ki, bu hafifliğin şiddetinin bedelini bir gün öderim diye düşünüyorum. Sanki varoluş beni cezalandırmak ister gibi; yoğunluğundan bana düşen payını benden geri alarak, bu yoğunluğu olur olmadık herkese ve her şeye fazlasıyla katlayarak sunuyor. Ülkem yok, cinsim yok, soyum yok, ırkım yok; ve bunları malettirici biricik güç, inancam yok.