yazıklar olsun, seni sevmesini bilmeyenlere; ey, gamlı ülke!.. seni sevip, senin sessiz dramın içinde gömülüp gitmekten korku çekenlere!.. taşın, toprağın ne bitmez bir sabır ve mukavemet hazinesidir! insan, senin göğsünde ya destanî bir kahramanlığa erer ya da en ilahî mizaçlı velilerin feragat ve mahviyet derecesine varır.
zavallı köylü çocuğu! sen, iki üvey ananın yavrususun. biri demin seni döven anandır, öbürü de seni her gün döven, doğduğundan beri her gün döven yurdundur.
talim, terbiye, iyi örnek, bunların hepsi geçici şeylerdir. ve çevre değiştirmedikçe, insanin değişmesine imkan yoktur. bu küçük mulâhazadan, türkiye'deki yenilik ve garpçılık hareketlerinin, neden başarısızlığa uğradığı sorununa kadar çıkabiliriz.
geceleri sabahlara kadar okumayayım da ne yapayım? ben, el ayak çekildikten sonra odamın kapısını sürmeleyip kitaplarımla baş başa kalmak saatini dört gözle beklerim. çünkü, bu ömrümün bütün hazin sergüzeştini ve yaşadığım anın ağır sıkıntısını unuttuğum tek saattir. o vakit, bu çıplak ve yalçın oda, gerçekten dünyadan daha geniş, daha ferahlı bir alemin munis, sevimli ve her biri sihir ve füsunla yoğrulmuş mahlukları ile dolmağa başlar.