hayat magmanın tabanları yakmaya başlayacağı güne kadar var. daha sonrası yok. küllerin aşkları, dostları olmaz. el ele bile tutuşmazlar. rüzgar izin vermez. savrulurlar. insanlar gibi.
bir insan ya gitmek ister ya da kalmak. gidenler üzüntüyü çarşaf yapıp üzerine yatar ve o çarşafın üzerinde bin bir zevk içinde hayatla sevişir. kalanlarsa vasat hayatlarını, bir ürünün taban ve tavan fiyatlarına benzeyen taban ve tavan duygular içinde yaşayarak yerleşik düzenin sokak lambaları haline gelir...
oysa zargana her sabah uyandığına pişman oluyor ve ölümsüzlüğün sırrının bir an önce bulunmasını, böylece kendini binlerce kez öldürebilmenin zevkini yaşamayı istiyordu.
insanların içlerine yüz hatlarına göre karakterler yerleştiriyordu düşünmeye başladığından beri. hollywood yönetmenleri gibi ruhların yüzlere yansıdığını düşünüyordu. onun için, yüzüne asla belirleyici bir ifade takmamak için çabalıyor, ruhunun okunmasından, aklından geçenlerin anlaşılmasından korkuyordu. eğer zihnindekiler de bilinirse geriye ne kalırdı?