Kimimiz başka memleketlerdeydik. Zulümler gördük. Öldürüldük. Tecavüze uğradık. Kimimiz trenlere bindirildi, sürgün edildik. Kimimiz katledildi, mabetlerimizi yaktılar, hem de içindeydik.
"Eş hele bir yerleri örten karı,
Ot değil onlar, dedenin saçları..."
Medeniyet denilen canavara kaç bin kol, kaç bin bacak... Kaç bin masum, kaç bin feryat...
İşte Kırım, işte Çerkesya, işte Dağıstan, işte Mora, işte Bosna, halimiz ortada...
Süslü laflarla gönül çelmeye çalışanların bıraktığı bilmem kaç bin öksüz, yetim...
İşte biz Çerkes, Abhaz, Arnavut, Tatar, Boşnak... İşte sığındığımız son kale, vatanımız Türkiye...
Elimizden son toprağımızı da almaya çalışanlara karşı biz, işte Sakarya, işte Dumlupınar...
İşte muvaffakiyet. İşte kurduğumuz kimsesizlerin kimi, Cumhuriyet...
İşte doğduğumuz, doyduğumuz, üstünde koşup, oynadığımız yeni vatanımız.
Geldik ve hepimiz Türk milleti adı altında birleştik.
Şimdi elimizde kalanı, sığındığımız son kaleyi de bizden almak, geçmişte yaptıkları gibi yakmak, yıkmak, sürgün etmek istiyorlar. Bunu "Kürt sorunu" adı altında yapıyorlar. Oysa meselenin Kürtlükle alakası olmadığını, geçmişten biliyoruz. Meselenin üzüm yemek değil, bağcıyı dövmek olduğunu biliyoruz. Bizi trenlere bindirerek sürgün edenlerin, acımasızca öldürenlerin, insaniyet maskesi taşıyan canavarların, istediklerinin yine aynı şeyi yapmak olduklarını biliyoruz. Güçleri yetmediği için, içimizdeki hainleri de kullanarak bizi birbirimize kırdırmak istediklerini biliyoruz.