Tansu Demirci

Zaman daraldıkça gerçekleştirilmek istenen hedefler gitgide küçülüyor. Tabi bunu yaparken de iradeden ödün vermemek gerekiyor. Aksi halde kaybetmek, kaçınılmaz bir son haline gelir. Benim kanaatime göre kaybetmek, doğru bir düşünce değil. Kaybettim değil de kazanamadım diyebiliyorsan ne âlâ! Yani mücadele edeceksin, pes etmeyeceksin. Birtakım şeyleri elde etmek için yaptığımız çırpınışlarda kaybedilen umutlar, gelecekte tekrar yapmak istediğimiz davranışlar biz istemesek de tecrübe olarak geri dönecektir. Bir işte başarısız olmak, azim gösterilmişse kayıp değil, kazanımdır.
Reklam
Doğduğumuz gün, yaşama tek başımıza başlarız ve öldüğümüz gün yeni bir aleme de yine tek başımıza gideriz. İşte bu gerçeği görmek ve kabuk etmek zorundayız. Unutmamalıyız ki tüm yaşamı ve sorunları insanların kendi başlarına göğüslemekten başka çareleri de yok. Bunu, onlar için çözecek başka biri bulunmamakta. İnsan, kendi sorumluluğunu bilmeli ve üstlenmeli. Hayatında kendisine bahşedilen içsel güçleri (sevgi, akıl ve yaratıcılık) geliştirip onların meyvelerini olgunlastirarak onlara bir anlam verebileceğini, artık iyice anlamalıdır.
Hayatta iki tip insan vardır; Her şeye rağmen mücadele ederek hayallerini kovalayanlar ve hayalleri olup da mücadelelerini yitirenler. Hayat insanların inançlarını sınamak için zorluklarla karşılaştırarak eler. Herkes, her şeyi isteyebilir. Ama hayat herkese her şeyi vermeyi kabullenmez. Sadece koşulları zorlayan, pes etmeyen ve sürekli ilerleme kaydedenlere hedeflerine ulaşma şansı verir. Sadece düşünen, isteyen, hayal kuranlara hayat şans tanımaz.
İnsan, var olmak istiyor. Bu varlığın göstergeleri var. Kimi arabasıyla var oluyor, kimi eviyle. Halbuki onun yerine, onun varlığını ifade edecek daha yüce ve daha dokunulmaz soyut değerler verebilirseniz insana insanın maddeye olan bağımlılığı yavaş yavaş azalır diye düşünüyorum. Bu tabii yaşadığınız çevreye bağlı, mizacınıza bağlı.
Nedir insanların kitaplara olan bu düşkünlüğü? Kitaplar, hele romanlar ve şiir kitapları, neden insanların hayatında bu kadar büyük yer tutuyor ? Bence, bunu cevaplandırmak için , "İnsan niçin okur?" sorusunu ilkin cevaplandırmak gerekir. İnsanlar, toplu olarak yaşadıkları halde gene de yaratıkların en yalnızıdırlar. Dıştan birbirlerine yakındırlar ama içten aralarında ne uzaklıklar vardır. Acısını duyuracak kimse bulamayınca atının boynuna sarılarak içini boşaltan Çehov'un arabacısını düşünüyorum. Okuması olsaydı böyle yapayalnız kalır mıydı?
Reklam