Hegemonya
İktidarın dayanakları ve iktidarın sürdürülme biçimini incelenirken, özellikle Gramsci’nin tanımladığı ve çalışmalarında ortaya koyduğu anlamıyla hegemonya kavramına başvurmak yol açıcı olmaktadır. Egemenlik ve iktidar ilişkilerine doğrudan gönderme yapan ve bu ilişkilerin sürdürülebilmesi ve üretilmesi süreçlerine ışık tutan bu kavram, bugün iktidar ve iktidarın özelliklerini anlama açısından anahtar bir rol üstlenir. bu nedenle, rıza ve onaya dayalı bir iktidar kurma düşüncesi üzerinden temellenen kavram, özellikle 20. yüzyılda pek çok disiplin açısından anlamlı hale gelmiştir.
Gramsci’nin özellikle hapishane defteri adlı eserinde geliştirdiği ve tanımladığı hegemonya kavramı, siyasal iktidar açısından kendiliğinden oluşan rızasının örgütlenmesine gönderme yapmaktadır. Hegemonya klasik anlamda baskıya ve zorlamaya dayanmayan, rızanın etrafında biçimlenen bir iktidar kurma biçimine işaret eder.
Hegemonya kavramı klasik baskı kurmanın iş yaramadığı gelişkin kapitalist toplumlarda, egemenliğin sadece baskıyla sürdürülemeyeceği tespitinde hareket eden Gramsci, toplumsal egemenlik ve siyasal iktidar süreçlerinin rıza ve zorlamanını özgül bileşimlerden oluşması gerektiğini vurgulayarak, kavramı yendinde şekillendirme çabasına girmiştir.
Gramsci’nin Lenin’den ödünç aldığı onun sadece siyasal düzeni sınıflandırdığı kavramı sivil toplumu ele alıcak şekilde genişletmiştir bu açıdan bakıldığında, sadece siyasal bir olgu olmadığı, aynı zamanda içerisinde sosyal, kültürel ve ekonomik bütün bir sistemi dahil ettiği görülmektedir. Siyasal arenanın yanı sıra okullar, cadde isimlerli veya şekilleri, mimari, aile, iş yeri ve dini tapınaklar gibi çeşitli topumsal alanlarda da hegemonya kavramının etkileri görülmektedir. Böylece hegemonya devlet dışı alanlarda da kendini