Diktatörlerin demokrasilerin altını oymak için en sık başvurduğu yöntem, yargı ve medyadan başlayarak telafi mekanizmalarına birer birer saldırmaktır. Tipik bir diktatör yargının yetkilerini ele geçirir ya da kadroları kendi yandaşlarıyla değiştirir. Propaganda mekanizmasını inşa ederken de tüm bağımsız medya kuruluşlarını susturmaya çalışır.
Elbette demokrasilere yönelik saldırılar genellikle çok daha sinsice yapılır. Vladimir Putin, Viktor Orbán, Recep Tayyip Erdoğan, Rodrigo Duterte, Jair Bolsonaro ve Benjamin Netanyahu gibi güçlü adamların kariyerleri, iktidara gelmek için demokrasiyi kullanan liderlerin, istediklerini aldıktan sonra sahip oldukları gücü demokrasinin altını oymak için nasıl kullanılabileceğini gösterir. Erdoğan'ın dediği gibi, "Demokrasi bir tramvaydır. Gideceğiniz yere kadar gider, sonra inersiniz.
Özgür ve adil bir seçimde, seçmenlerin yüzde 51'inin bir hükümet seçtiğini ve hükümetin de göreve başlar başlamaz seçmenlerin yüzde 1'ini, nefret edilen bir dini azınlığa mensup olduğu için ölüm kamplarına gönderdiğini varsayalım. Bu demokratik midir? Kuşkusuz değildir.
Seçimler demokrasinin temel bir aracıdır ama başlı başına demokrasi demek değildir. Ek telafi mekanizmalarınız yoksa, seçimlere kolaylıkla hile karışabilir. Seçimler her açıdan özgür ve adil olduğunda bile tek başına demokrasiyi garantilemez. Zira demokrasi, çoğunluğun diktatörlüğü demek değildir.
...diktatörlük her seyin merkezdeki bir bilgi kaynağı tarafından şekillendirildiği bir sistemken, demokrasi farklı bilgi odakları arasında süregiden iletişimdir.