Paulo Coelho’nun kalemini genellikle o uzun, tek solukluk spiritüel yolculuklarından tanırız. Ancak Akan Nehir Gibi, tam da adına yaraşır şekilde hayatın ta kendisi gibi anlık, parça parça ama bir o kadar da derin bir eser. Yazarın kendi anılarından, seyahatlerinden, dost sohbetlerinden ve günlük gözlemlerinden derlediği bu kısa metinler, alışık olduğumuz roman kurgularından çok daha samimi bir okuma deneyimi sunuyor.
Bu kitabın bende bıraktığı en güçlü iz, okuduğum istisnasız her hikayede bana fazlasıyla farklı ve değerli bir öğreti katmasıydı. Kimi zaman bir dağın zirvesine yapılan tırmanışta insanın kendi zihinsel sınırlarıyla yüzleşmesini, kimi zaman ok ve yay yapan bir ustanın sabrını, kimi zaman da sadece doğanın sessizliğini dinlemenin bilgeliğini görüyorsunuz. Coelho, çok sıradan gibi görünen anların ve olayların içine gizlenmiş o büyük hayat derslerini o kadar duru bir dille anlatmış ki, her bölümün sonunda kitabı hafifçe kapatıp kendi yaşantınızı sorgularken buluyorsunuz kendinizi.
Bu eser baştan sona bir çırpıda, aceleyle okunacak bir roman değil; aksine başucunuzda durması gereken, her gün içinden bir veya iki hikaye okuyup üzerine uzun uzun düşünülecek, altı çizilesi satırlarla dolu bir rehber.
Hayatın o bitmek bilmeyen koşturmacası içinde durup bir nefes almak, küçük detayların içindeki o büyük manayı fark etmek ve zihninize yepyeni pencereler açacak öğretilerle dolmak istiyorsanız, nehrin bu sakin akışına kendinizi kesinlikle bırakmalısınız.