-“Seni yaşatacağım.”
Zaten sorun da buydu ya. Yaşamak. Bir şekilde yoluna devam etmek.
-“Hak ettiğin şekilde. Tanrıçalar gibi.”
-“Neden prenses ya da kraliçe değil de tanrıça?”
-“Çünkü hiçbiri yaşam vaat etmiyor.”
Hayatımın en güzel gününü geçirdiğimi düşünürken o gün bana ait bile değilmiş.
Sen ona aşıktın ve nişanlın yanında olmadığı için beni yanında tutmaya çalıştın.Çünkü ben müsaittim.
Sen ona aşıktın ve nişanlını hayal edebilmek için bir bedene ihtiyacın vardı, senin bedenin ama bu bedeni gören de benim gözlerim dedin.Çünkü ben müsaittim.
Sen ona aşıktın ve nişanlınla yaşadığın anıları tekrar canlandırmak için aynı takıyı ve kıyafeti giymemi istedin. Çünkü ben müsaittim.
O gün His olmamıştım. Hiç olmuştum. Hiç’tim artık.
Her yerdesin,her fikrimde, her hayalimdesin.
Yine de bu halimle sana layık olamam. Sana bu kötülüğü yapamam. Seni, içimde solacağını bile bile bu çarpık, karanlık hayatıma alamam.
Ama söz veriyorum sana. Seni içimde yeşertebilmek için bu bataklığı gül bahçesine çevireceğim, Meira.
“Senin yüzünden,Lilith”
“Düşman değil de iki aşık olabilirdik. Karşımda değil de daima yanımda oturuyor olabilirdin. Neden her şeyi mahvetmek zorundaydın?”
“Senin için kendim de dahil herkesi çiğnemeye hazırdım. Benim karanlığım senin gölgene bile değmesin diye kaçıyordum sürekli.İncinmenden ölümüne korkuyordum.”
“Aklımı kaybettim.Kendimi kaybettim, Meira. Bittim ben, bitirdin beni. İçimdeki her şeyi söküp aldın benden.”
“Benim kalbime bir kurşun koymanın bedelini seninkini paramparça ederek ödeteceğim sana, beni vurduğun gün seni de yanıma gömeceğim ,Meira , diye yemin ettim.”