“Yeryüzünde her insanın kendisini bekleyen bir hazinesi vardır,” dedi yüreği delikanlıya. “Biz yürekler, insanlar artık bu hazineleri bulmak istemedikleri için bunlardan pek ender söz ederiz. Onları küçük çocuklara anlatırız. Sonra herkesi, kendi yazgısının yoluna göndermek işini hayata bırakırız. Ne yazık ki, kendisine çizilmiş olan yolu, pek az insan izliyor; oysa Bu yol, Kişisel Menkıbe’nin ve mutluluğun yoludur. İnsanların çoğu dünyayı korkutucu bir şey olarak görüyorlar ve yalnızca bu nedenden dolayı da dünya gerçekten korkutucu bir şey oluyor. O zaman biz yürekler, giderek daha alçak sesle konuşmaya başlıyoruz ama asla susmuyoruz. Ve sözlerimizin duyulmaması için dilekte bulunuyoruz: kendilerine çizmiş olduğumuz yolu izlemedikleri için insanların acı çekmelerini istemiyoruz.”
Bir kitabın herhangi bir sayfasını açarak birinin elini inceleyerek ya da kuşların uçuşuna bakarak, ya da kağıt falı açarak, ya da bir başka yöntemle, o anda yaşamakta olduğumuz deneyimle bir ilişki kurabiliriz hepimiz. Aslında nesneler kendilerinden hiçbir şey açınlamaz; insanlar bu nesneleri gözlemleyerek Evrenin Ruhu’nu anlama yöntemini keşfedebilir.
Ama şimdi önemli bir şeyi anlıyordu:
Bir şeye karar vermek, başlangıçtan başka bir şey değildir. İnsan bir şeye karar verdiği zaman, karar verdiği sırada hiç öngörmediği, düşünde bile aklına gelmeyen bir yöne doğru, şiddetli bir akıntıya kapılıp gidiyordu.