Tuğçe

Tuğçe
@tuemk
"Bir türlü sonuna gidemiyorduk rüyalarımızın. Korkuyorduk. Korkuyordum. Hayallerinde bile korkar mı insan? Hayallerinde bile kadınlar, insanı azarlar mı? Hayallerine bile hükmedemez mi insan? Böyle yerleri atlıyordum neyse; bazı ayrıntılara girmiyordum. Oysa, ayrıntılara inilmezse sonuca nasıl ulaşılabilir? Hiçbir yere ulaşamıyordum. Başarısızlığın yarattığı öfke yüzünden hayallerimin düzeni bozuluyordu: Pusuda bekleyen kötü hayaller, eziyet eden görüntüler birden saldırıyordu üstüme. Yarım kalmış işkenceler, artık sıralarının geldiğini düşünerek ortaya çıkıyordu."
Sayfa 156·Kitabı okudu
Reklam
Eşyanın sürekliliğinden çekiniyorum. Bu sürekliliğin kendisine bulaşmasından korkuyordu. Yaklaş onlara, dokunmağa çalış. Onlarla uyuşmağa çalış. Hayır, kaybolurum sonra, eşyanın içine düşerim. Bilge de onların arasında. Bilge'ye ulaşmak için, onların arasından geçmek zorundasın. Olmaz, ben yalnız Bilge'yi istiyorum. Bilge her yere kök salmış, ayıramazsın Bilge'yi onlardan; sonra çok acı duyar. Bilge beni dinliyor. O başka. Yü- zünde, ilgiye benzer birşeyler var. Senin gibi değil Bilge: Eşyayı ve seni birlikte seviyor. Fakat ben eşya gibi olamam. Eşyanın belirli kuralları var: Ne zaman ne yapacağı belli. Ben, istesem de, bunu beceremem.
Sayfa 155·Kitabı okudu
Ayakkabılarımızın burnu taşlara takılıyordu. Onlar, kapıdan arabaya, arabadan kapıya, rıhtımdan motora bir rüya gibi kayarak gidiyorlardı. Sanki bir tünelin içinde, bize görünmeden dolaşıyorlardı. Yarış alanının kenarına da acaba nereden gelmişlerdi? Kaç kat elbiseleri vardı ki, pantalonlarının dizleri hiç buruşmuyorlardı? (Biz içine astar koydurduğumuz halde boru gibi olmuştu.) Tertemiz miydiler? Burunları akmaz mıydı? Tırnaklarının içine kirler dolmaz mıydı? Konserde hiç gıcık tutmaz mıydı onları? Öksürmez miydiler? Çok sık yıkandıkları ve her yıkanışta çamaşır ve gömlek ve hatta elbise degiştirdikleri söyleniyordu. Peki, mesela Kirkor'un tezgâhına dayadıkları dirsekleri yağlanmaz mıydı? Söyledigimiz bu kabil sözlere gülüyorlardı onlar. Biz de onların bu kabil efsanelerine aldırmıyorduk; gülüp geçiyormuş gibi yapıyorduk. Bahçede otururlarken, sivrisineklere de söz geçiremezlerdi ya. İşte biz, böyle rûyalar görüyorduk Bilge. Ve bu rüyalara inanmamış görünmek için, insafsızca eleştiriyorduk onları."
Sayfa 155·Kitabı okudu
"Zengin seyircilerin de ilgisini çekemiyorduk. Varlığımızı duymaz görünüyorlardı. Kimseyi de varlıklarıyla tedirgin etmiyorlardı. Üstün seviyede rahatsızlıklar içindeydiler. Bulutların yağmuru, sokakların tozu ve çarpan insanların dirseklerinin ötesindeydiler. Kapıdan çıkarlarken üstlerine şemsiye tutuluyordu; zaten, arabaya kadar iki adımlık bir yoldu. Bu nedenle, ince zarif pabuçlar giyebiliyorlardı. Nedense bizim ince pabuçlarımız, hemen nasır yapıyordu ayaklarımızda; üstelik bulutların yağmuruna ve sokakların tozuna dayanmıyordu. Bizler, birer zengin karikatürü gibi dolaşıyorduk ortalarda. (Onlar, görünmeden dolaşıyorlardı.) Ayakkabılardan nasırlarımız,gömleklerden kıllarımız, daracık pantalonlarımızdan mendillerimiz ve paralarımız ve cepdefterlerimiz fırlıyordu.
Sayfa 154·Kitabı okudu
Her oyunu bir tartışma konusu yaparlar; akılları yatmadan rollerini katiyen oynamazlar. Biz onları kafamızdaki oyunlara uydurmağa çalışırken onlar -kafaları olmadığı için- bizi hayata uydurmağa çalışırlar. Oysa bizim hayatla görülecek hesabımız vardır.
Sayfa 150·Kitabı okudu
Reklam