Tugay Kaban

Arap-İslâm geleneğinin ikinci olağanüstü özelliği, dildeki devamlılığı ve kendi içinde tutarlı olmasıdır. İngilizce konuşan birçok kişi için Chaucer’ın 14. yüzyıl Orta İngilizcesini anlamak zordur; 10. yüzyılda Eski İngilizce ile yazılmış Beowulf ise onlar için handiyse yabancı dil gibidir. Diğer taraftan edebî Arapça, Kur’an’ın 7. yüzyılda kayda geçirilmesinden beri sadece sınırlı bir değişikliğe uğramıştır. Bugün Arapça konuşan eğitimli bir kişi, bahsi geçen dönem boyunca yazılan eserleri okuyup anlayabilir. Son olarak bu gelenek sadece zamansal olarak hayli erken bir tarihe uzanmakla kalmaz, aynı zamanda kuzeyde Volga bölgesinden güneyde Sahra Altı Afrika’ya, Batı’da İspanya ve Moritanya’dan Doğu’da Orta Asya ve Hindistan’a kadar uçsuz bucaksız bir coğrafyaya yayılır ve bu bölgelerde kullanılan sayısız yerel lehçeyi birbirine bağlar.
Sayfa 28·Kitabı okuyor
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Vasfi Mahir Kocatürk, “Mimarlıkta Sinan’ı yetiştiren bir ulusun, edebiyatta da onun derecesinde şahsiyetler yetiştirmesi ne kadar tabii ne olabilir? Fakat çok gariptir ki Sinan’la en büyük Garp Mimarlarını mukayese ettiğimiz zaman kimse şaşmaz da Fuzûlî Shakespeare’den, Nef’i Korney’den büyüktür desek birçok muhataplarımız afallarlar.” diyor. İşte bu afallamayı engellemek ancak, onların büyüklüklerinin sadece sözde olmalarından çıkarılıp bütün yönleriyle insanı ve onun her yanıyla dünya macerasını işleyen eserlerinin binbir dikkat ve titizlikle incelenmeleriyle mümkün olacaktır.
Sayfa 151·Kitabı okudu
Fuzûlî, sadece bir Divan şairi midir? Onun metinleri bugün için bir Divan şiiri metni olmanın dışında neyi ifade etmektedir? Eşyâya çok itmezem tahayyür Senden yanadır hemin tefekkür Eşyâ acep olmaz olsa zâhir Kim var senin gibi mezâhir Ammâ çü sana kadîmdir zât İdrâk sana yeter mi heyhât! Ger yetse idi bu sırra idrâk Dimezdi Resûl mâârefnâk Halk oldu bu bahr-i hayrete gark Tâ halkdan ola halika fark Cisme arazı kim etdi kaim Nâra neden oldu nûr lâzım Her hilkate gerçi bir sebep var Âyâ sebebi kim etdi izhâr Her zerre-i zâhirin zuhûrı Bir özgeye bağlıdır zarûrî Cem’iyet-i esbâba gönül verme Fuzûlî kim tefrîkadır hatıra cem’iyyet-i esbâb Mısralarıyla kelamın, felsefenin, akaidin; yaratılış, varoluş, oluşun sebep ve neticeleri, sebeplerin ve illetlerin yanıltıcılığı, varlığın aslında göründüğünden ibaret olmadığı, var oluşun temel nedenleri, eşyanın hakikati, bilginin kaynağı gibi çok karmaşık felsefi konulara değinen Fuzûlî için sadece bir Divan şairi denilip bırakılacak mıdır? Fuzûlî ne zaman, tıpkı Shakespeare gibi, edebiyatın dışında felsefe, tarih, psikoloji, davranış bilimleri, psikanaliz, sinema ve görsel sanatlar, ilahiyat/teoloji vb. bilim dallarının inceleme alanlarına girecektir? Ne zaman bu insanlar sadece bir şair olundukları zannıyla hapislerde kalacaklardır?
Sayfa 131·Kitabı okudu
Bizim bugünkü dünyada tartıştığımız konulardan biridir: Bir yazar, eserlerinden alacağı teliflerle geçinebilir mi? El-cevap: Geçinemez! En azından benim kanaatim bu yönde. İşte Nizâmî, geçimini böyle temin eden insanların başında geliyordu ve âdeta her eseri ona erişilmez birer servet kazandırmıştı. Mesela onun meşhur Mahsenü’l-Esrâr mesnevisini takdim ettiği Erzincan hükümdarı Melik Fahreddin, Nizâmî’ye bu eser için tam beş bin altın takdim etmişti. Ben bunu tarihin en büyük teliflerinden biri olarak düşünüyor ve bugün bu beş bin altının kaç lira edeceğini hesaplayamıyorum! Güzel bir bahar günü, tabiat ve insanoğlu coşmuşken, mükellef bir sofra kurulmuş, piknikte ziyafetler çekilirken, insanın başını döndüren bu tabiatın kucağında, koyunlarda saklanan, bir gül dalı gibi değer verilen bu Câmî’nin Sübhatu’l-Ebrâr eseri de neyin nesidir ve bu eşsiz kıymeti nereden gelmektedir? Şimdi biz bu mevzuya girersek bu bahis uzar gider. Meraklısı kaynaklara bir zahmet bakıversin. Arkadaşlardan biri koynundan bir gül dalı gibi Sübhatu’l-Ebrâr’ı çıkarmış ve ondan okumaya başlamıştır.
Sayfa 124·Kitabı okudu
Divan şairlerinin okuma serüvenleri, yazma pratikleri, eser oluşturma süreçleri, bireysel ve topluca kitap okuma ritüelleri hakkında pek bir şey bilmiyoruz. Bizden birileri çıkıp da Alberto Manguel gibi bir Okumanın Tarihi'ni yazmadıkça daha uzun süre de bilemeyeceğiz. Manguel, bu eserinde Batı'nın okuma tarihini, okuma ritüellerini tarihsel değişim ve dönüşümleriyle pek güzel anlatır. İnsan merak ediyor, acaba Divan şairleri de okuyorlar mıydı? Soru garip gelmesin, sanki meyhaneden çıkmıyorlarmış gibi anlatılıyor ya, o bakımdan böyle soruyorum. Okuyorlarsa nasıl okuyorlardı, okuma ile ilgili benzetmeler yapıyorlar mıydı, okuma ritüelleri ile ilgili ilginç, sıradışı bilgiler paylaşıyorlar mıydı? Bunları öğrenmek için biraz daha bekleyeceğiz galiba. Şimdi, ben bu bölümde bu meselelere bir yerlerden girmek istiyorum. Nev‘îzâde Atâî'nin, eserini yazma sebeplerini anlattığı, Sohbetü’l-Ebkâr mesnevisinin sebeb-i telif bölümü, tam da yukarıda sorduğumuz bazı soruların cevabı mahiyetinde.
Sayfa 117·Kitabı okudu