“Meğer önce yarını unutmak gerekiyormuş... Her doğanın yeni bir güneş olduğuna inanacak kadar unutmak... Her güneşi ilk ve son kez gördüğüne emin olacak kadar unutmak. “Bugünkü biraz daha geniş sanki!” ya da “Dünkü güneş daha ovaldi, değil mi?” diyecek kadar unutmak... Her günü ilk kez yaşıyormuş gibi hissedecek kadar unutmak gerekiyormuş... Ve de bağırmak: “Hangi dinde deja vu yok, ben ona inanacağım!” Ve de susmak: Nerede diriliş yok, ben orada olacağım...”
“Savaş ve Barış Bakanlığı kadar garip bir adı olan, Türkiye’nin Kültür ve Turizm Bakanlığı örneği ortadayken kimse böylesi bir hatayı tekrarlamak istemiyordu tabii. Biri tamamen para kazanmayı, diğeri de koşulsuz destek ve korumayı içeren iki zıt konu aynı bakanlıkta toplanınca, kültür, mürekkebi içinde kurumuş, eşantiyon bir tükenmezkalemden; turizm de, aynı kalemin üzerindeki, yarısı silinmiş, beş yıldızlı otel logosundan ibaret kalıyordu.”