Zor zamanlar diye dünyanın yarınlarını görüyorsunuz. Ufkunuz ölümün berisinde kalıyor. Ölüm sonrasına dair kaygınız yok. Zor zamanlar ondan sonra başlıyor ama uyuyorsunuz. “Ne olur ne olmaz!” Kaygısıyla biriktiriyorsunuz. İstifliyorsunuz. Servetten umuyorsunuz kurtuluşunuzu. İtibar yükseltme derdine düşüyorsunuz. dahası olursa , kendinizi garantide görüyorsunuz. Sizin zor zamanlar için ayırdığınız her şey , zor zamanlara yetişemeyecek. Elde etmek için çırpındıklarınız elinizden düşecek. Yığmaya kalktıklarınız üstünüze devrilecek. Kıtlık dönemi gelecek. Kimsenin kimseye faydasının olmadığı “şiddetli bir gün “ göreceksiniz. Servet ve evladın, itibar ve soyluluğun kar etmediği devirlerde bulacaksınız kedinizi. Muhafaza ettiğiniz az bir miktar kalacak elinizde. Dünya sonrasına ayırdığınız az vakitler gerçek ömür olacak size. Ahiret sonrasına ayırdığınız az vakitler gerçek ömür olacak size. Ahiret kaygısıyla harcadığınız az miktarlar ziyafet diye konulacak önünüze. Çok önemsedikleriniz önemsizleşecek, önemsiz sandıklarınız çok önemli olacak. Çok eme ik verdikleriniz eriyecek, az emek verdiğiniz kulluğunuz servetiniz olacak. Dünyanızı genişletmek için yaptığınız yatırımlar boşa çıkacak, dar vakitlere sıkıştırdığınız secdeler size ebedi genişlik olacak.
Dünya , biçtiğin ekini sapında bıraktığın yerdir. Başını secdelere koyarsın toprağa tohum saçar gibi, ama ekinini göremezsin. Doğruluğunu dürüstlüğünü koyarsın şehrin kaldırımlarına; pek az müşteri çıkar sana. Ter dökersin helalin için , sabrını koyarsın taşın altına, meyvesini hemen deremezsin. Ömrün erir, yüzün kırışır, kalbin yırtılır ama vaad edilen karşılığı hemen bulamazsın. Biçtiğin ekin sapında kalır. “Az bir miktarını yersin!” Ahiret harmanından ümitlenerek ektiklerinden şimdi çok azını tadarsın. Şimdi tattıkların harmanda tadacaklarının yanında çok azdır aslında. Aldanmayasın. Asıl ziyafet için hasat zamanını bekleyeceksin. Ekinin başaktan ayrıldığı “fasl günü”nü gözleyeceksin.