Öncelikle kitabın bu kadar popüler olması ve çok satmasının tek sebebinin, kitap isminin ilgi çekiciliğine bağlıyorum. Ah tabi kapak tasarımlarını da unutmamak gerek.
Arkadaşlarımla bu kitabı Aralık ayı okuma planımıza dahil etmiştik. İki saat gibi bir sürede bitirdim, evet tek oturuşta okuttu kendini ama bu sadece, yazarın bazı konuları bir yere bağlama umuduna tutunduğum içindi.
Normalde bu tarz kitapları keyifle okuduğumu söyleyemem. Fakat arkadaşlarımla “gidik kızlar” olarak okurken kendimizden bir şeyler bulabileceğimizden çok emindik. Kendimden bir şeyler bulamadım, yalnızca bir şey buldum. Belki de o sebeple pek sevemedim ama sevmememin en büyük sebebi kitabın çoğunda yazarın kendisine oldukça sinirlenmiş olmamdı.
Karakter analisti değilim tabi ama bazı noktalarda yazarın kendini çok fazla ilaca şartladığını hissettim. Günümüzde mental rahatsızlığı bulunmayan birilerinin kaldığına pek inanmıyorum. En basitinden (dile kolay tabii) anksiyete ile mücadele etmeye çalışan birileri mutlaka var. Kendim de onlardan biri olarak yazarın ilaca olan şartlanmışlığı beni deli etti. Bazen de doktorun kendisine en ufak şeyde yeni bir hastalık teşhisi koymasını ister gibiydi. Bu da yazarın ilgi bağımlısı ve son derece takıntılı biri olduğuna inanmama sebep oldu. Hastalık hastası bir karakterdi benim için. O sebeple kendisine epey bir gıcık oldum diyebilirim.
Kitap olarak da zaten ne beklentimi karşıladı ne de bana bir şey kattı. İnce olduğu için okudum, daha kalın olsaydı eminim ki yarım bırakırdım. Edebi açıdan ya da mental açıdan ufuk açacak bir kitap olduğunu düşünmüyorum. Yani sadece yazarın kendisini sevemediğim için kitap hoşuma gitmedi değil, bu kitabın basılmasının gereksiz olduğu kanısındayım direkt.
Sevdiğim tek şey her şeyi sansürsüz bir şekilde ortaya koymasıydı.