Yaklaşan fırtınayı görüyorum. Her fırtına gibi bu da yıkım getirecek ama bir yandan da toprağı sulayacak ve yağmurla beraber gökten irfan yağacak. Her fırtına gibi bu da er ya da geç dinecek. Ne kadar şiddetliyse o kadar çabuk geçecek.
Şükürler olsun ki fırtınaları göğüslemeyi öğrenmiştim.
Zarafet, hareketi kusursuz, adımı sağlam, bir sonraki adımıysa saygıdeğer kılmaya en uygun duruştur.
Zarafete ulaşmak için her türlü abartıyı elemek gerekir, böylece insan, gösterişsizliği ve odaklanabilmeyi keşfeder: Duruş ne kadar gösterişsiz ve vakursa o kadar güzeldir.
Kar güzeldir, çünkü tek bir rengi vardır; deniz güzeldir, çünkü düz bir yüzeye benzer - oysa deniz de kar da derindir ve niteliklerinin farkındadırlar.
Kitabı bitirdiğimde sadece Oblomov’un hikayesi değil, onun adıyla hayatımıza giren bir kavram da kaldı bende: Oblomovizm. Sürekli erteleme, hayallerle oyalanma ve hayatı kaçırma hali… Oblomov’un yataktan kalkmayan hali aslında bir tembellikten çok daha fazlası. Hayallerine tutunup hayata geçiremeyen ruhların hikayesi. Bir yanıyla kızdıran, bir yanıyla da derinden hüzünlendiren bir karakter. Okurken hem Oblomov’a kızdım hem de kendi küçük “Oblomovluklarımı” fark ettim. Çünkü aslında hepimizin içinde biraz Oblomovizm vardır.
Oblomovİvan Gonçarov · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202149,9bin okunma