Yine de ya kitap ya bebek öğretisini eleştirirken gönlüm pek rahat değil. Çünkü evlenip çocuk doğurmayan ya da evlenip çocuk doğurmamayı seçen, bunun yerine kendilerini kitap "sahibi" olarak gören kadınları gerçekten rahatlatmıştır. Ama verdiği rahatlık gerçek olsa da, bence öğreti yanlıştır. Örneğin bir Dorothy Richardson kalkıp başka kadınların çocuk doğurabileceğini ama onun kitaplarını yazamayacağını söylediğinde o yanlışı görüyorum. Sanki "başka kadınlar" onun çocuklarını doğurabilirmiş, sanki kitaplar rahimden çıkıyormuş gibi! Kitapların taşak torbasından çıktığı kuramının öbür yüzüdür bu. Yüceltme kavramının bu nihai indirgemesi, önde gelen aptal maço yazarlarımız tarafından onaylanmış, o bu gerçeği herkese ilan etmiştir: "Yazarı yazar yapan taşaklarıdır." Ama eril yazarlık kuramını, eğer çocuğunuz "olursa" kitabınız "olamaz", yani babalar yazamaz noktasına vardırmaz o. Özdeşliğe dönüşen analoji, yani doğurursanız yaratamazsınız mitosu, yalnızca kadınlara uygulanır.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Erkeği insan, kadını ise öteki olarak gören bir kültür ya da psikoloji kadını sanatçı olarak kabul edemez. Sanatçı özerk, tercih yapan bir benliktir; böyle bir benlik olabilmek için kadın kadınlığından soyunmalıdır. Bu kısır haliyle de erkeği taklit etmelidir, elbette eksikleriyle.
Böylece onay Austen'ı, Dickson'ı ve Plath'i teslim aldı; gerçi Plath iki çocuk yapma hatasına düştü, evet ama bunu kendini öldürerek telafi etti. Eksik kadınlar, dişil erkekler olarak algılanabileceklerinden, kadın düşmanı edebiyat Mecellesi bu kadınları da içerebilir.
İşte birkaç çocuklu, aynı zamanda başarılı bir romancı olan bir kadının yaklaşık yüz elli yıl önce ya da belki kocasına yazdığı bir mektup:
"Yazacaksam eğer kendime ait bir odam olmalı, bana ait bir oda. Geçtiğimiz kış boyunca başımı sokabileceğim sessiz bir yere ihtiyacım oldu. (Yemek odasında) yazamıyorum, çünkü sofra hazırlanıyor, sofra kaldırılıyor, çocuklar giyiniyor, yıkanıyor, bir sürü başka şey... Kedimi ne kadar zorladıysam da, orada hiçbir zaman kendimi rahat hissedemedim. Senin bulunduğun oturma odasına geldiğimdeyse çalışmanı bölüyormuşum gibi geldi, zaten zaman zaman sen de böyle düşündün."