Tuğçe

"Çocuklar," diyerek bitirdi dersini Raçinski, "eğer herkes çalışmak isterse, yeryüzü cennet olurdu. Herkesin yiyebileceği bir lokması olurdu. Dünya bambaşka ve güzel bir yer halini alırdı. İnsanlar daha zeki, iyi, mutlu; hayat daha iyi neşeli olurdu.
Sayfa 28·Kitabı okudu
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Benim bölgemde yaklaşık on milyon insan yaşıyor ve ben onları cehaletten kurtarmak istiyorum. Düşünün, on milyon insan. Koskoca bir ülke. Aydınlanmış olsalardı, şu anda karanlık ve cehalet içinde olan on milyon insanın kaçı bilim insanı, yazar, sanatçı, mühendis, mucit veya hayırsever olurdu?
Sayfa 16·Kitabı okudu
İnsan dediğin nedir? Canlı bir mum. Işık saçmıyorsa, yanmıyorsa, yakılmadıysa değeri nedir?
Sayfa 15·Kitabı okudu
Güya bizim toprağımız en verimlisi, en büyüğü. Güya her şeye sahibiz. Aynı şey halk için de geçerli. Milyonlar, on milyonlar, yüz milyonlar okuma yazma bilmiyorlar. Zihinsel olarak körler. Yüz milyonluk halk, gözleri henüz açık olmayan kör bir köpek yavrusu gibi. Hem de bir iki hafta değil, yüz, beş yüz, bin yıl boyunca kapalı. Ne korkutucu! Köy halkının kırsalda nasıl yaşadığına bir bakın. Evler küçük, karanlık, nemli. Küçük pencereli ve alçak tavanlı. Böyle evlerde yaşam da kendileri gibi, kirli, soğuk, tiksindirici. Erkekler, tıpkı hayvan krallığındaki gibi, kadınlara karşı kabalar. Yabaniler gibi en pis kelimelerle tartışıyorlar. ve küfrediyorlar. Sarhoşlar. Bütün bölgelerde halk tüberküloz, frengi, trahom gibi hastalıklardan kırılıyorlar. Her yıl, Rusya'da on binlerce kişi trahomdan dolayı kör kalıyor. Yüz binlerce çocuk kızıl, çiçek hastalığı yüzünden ya da sadece kötü bakıldığı için ölüyor. Ve biz övünerek, "Halkımız yetenekli, akıllı, gelişmiş. Halkımız iyi, nazik, soylu," diyoruz.
Sayfa 11·Kitabı okudu
Etrafa kulak verdiğinde sadece övgü duyuyorsun. Halkın zihnini övüyorlar. halkın hazinelerini övüyorlar. Toprağımız gerçek bir maden, içinde her şey var: Kömür, demir, tuz, yağ, bal... Göz alabildiğine orman, şelale, fabrikalar için insan gücü, vesaire, vesaire... Bunları işittiğimde ruhumda acı ve tiksinti hissediyorum. Övgülere bakılırsa her şey var ve aslında özünde hiçbir şey yok. Toprak zengin ama bu topraklarda olan insanlar neye ihtiyaç duyuyorlar? Hiçbir şey üretmiyor, sadece satın alıyorlar. Yabancıların ürettiklerini tüketiyorlar. Makineleri satın alıyorlar; yünü, ayakkabıyı satın alıyorlar. Cam, ilaç, sabun, canlı hayvan ve ekmek için tohum... Kağıt, mum, mürekkep satın alıyorlar. Neyi satın almıyoruz, söyleyin? Kendi başımıza ne üretiyoruz? Kurşun kalem, iğne, iplik, düğmeler- onları da yabancılardan alıyoruz. Söylemekten utanıyorum, ancak yabancıların düğmeleri olmasaydı, kıyafetlerimizi giyemezdik. Yabancı mendiller olmasaydı, yüzümüzü silemezdik. Yabancı kaşıklar, çatallar, bıçaklar olmasaydı, neyle yemek yiyecektik. Kendimize ait hiçbir şeyimiz yok. Her şey yurtdışından ithal ediliyor. Her şey pahalı. Ödeyemezsek, kredi çekiyoruz. Bir yandan pahalılıktan şikayet ediyoruz, diğer yandan sürekli övünüyoruz.
Sayfa 11·Kitabı okudu