Etrafa kulak verdiğinde sadece övgü duyuyorsun. Halkın zihnini övüyorlar.
halkın hazinelerini övüyorlar. Toprağımız gerçek bir maden, içinde her şey var: Kömür, demir, tuz, yağ, bal... Göz alabildiğine orman, şelale, fabrikalar için insan gücü, vesaire, vesaire...
Bunları işittiğimde ruhumda acı ve tiksinti hissediyorum. Övgülere bakılırsa her şey var ve aslında özünde hiçbir şey yok. Toprak zengin ama bu topraklarda olan insanlar neye ihtiyaç duyuyorlar? Hiçbir şey üretmiyor, sadece satın alıyorlar. Yabancıların ürettiklerini tüketiyorlar. Makineleri satın alıyorlar; yünü, ayakkabıyı satın alıyorlar. Cam, ilaç, sabun, canlı hayvan ve ekmek için tohum... Kağıt, mum, mürekkep satın alıyorlar.
Neyi satın almıyoruz, söyleyin? Kendi başımıza ne üretiyoruz? Kurşun kalem, iğne, iplik, düğmeler- onları da yabancılardan alıyoruz. Söylemekten utanıyorum, ancak yabancıların düğmeleri olmasaydı, kıyafetlerimizi giyemezdik. Yabancı mendiller olmasaydı, yüzümüzü silemezdik. Yabancı kaşıklar, çatallar, bıçaklar olmasaydı, neyle yemek yiyecektik. Kendimize ait hiçbir şeyimiz yok. Her şey yurtdışından ithal ediliyor. Her şey pahalı. Ödeyemezsek, kredi çekiyoruz. Bir yandan pahalılıktan şikayet ediyoruz, diğer yandan sürekli övünüyoruz.