Adeta Dünya'nın üzerini bir kül katmanı örtmüş, her şeyi belirsizliğin, korkunun soluk rengine bulamıştır.
Bunun yansımasını sahnelemede, müzikte de görürüz - ama en çok da yaptığımız seçimlerin renginde.
Harry ölmüştür. Voldemort hayatta ve hüküm sürmektedir. Hiçbir şey olması gerektiği gibi değildir.
Harry
Sana bu sene ne vereyim diye uzun uzun düşündüm. James - James ta ne zamandan beri Görünmezlik Pelerini diye tutturuyordu, Lily ise - onun kanatlara bayılacağını biliyordum - ama sen... Sen artık on dört yaşındasın, Albus; sana anlamı olan bir şey vermek istedim. Bu annemden bana kalan son şey. Tek şey. Beni Dursley'lere buna sarılı halde vermişler. Epey bir süre kayboldu gitti sandım ama sonra, Büyük Teyzen Petunia öldüğünde, şaşırtıcı bir şekilde eşyaları arasında Dudley bunu buldu ve nezaket gösterip bana gönderdi. O zamandan beri de şey, ne zaman şansa ihtiyacım olsa bunu aradım buldum ve buna sarıldım... Dedim ki belki sen de...
Scorpıus
Diyorlar ki annemle babamın çocuğu olmuyormuş. Babamla büyükbabam da Malfoy soyu sona ermesin diye güçlü bir varis sahibi olmak için öyle yanıp tutuşuyorlarmiş ki... bir Zaman Döndürücü kullanıp annemi geçmişe göndermişler-
Albus
Geçmişe nereye?
Rose
Albus, diyorlar ki o Voldemort'un oğluymuş.
Scorpıus
Sen Albus Potter'sın. O da Rose Granger-Weasley. Ben de Scorpius Malfoy'um. Annemle babam Astoria ve Draco Malfoy. Bizim ailelerimizin - arası pek iyi değildi.