Annem, neden dışarı çıkıp oynamadığımı soran misafirlere “O kendi dünyasında…” dedi bir gün. Odur ezirim kendi dünyamın altında. Girip şelalesinde yıkanamam, meyvelerini koparamam. Çünkü içine girersem yanar süslü ışıklar, görünür dünyam. İnsanların, onlarınkine benzemeyen dünyalara tahammülleri yoktur oysa. Yakamozu hayran hayran izlerler de, ay pencerelerine konsa ödleri kopar. Bu yüzden kendi dünyam cam misketken, demir bilye gösterdim insanlara.
Dünyamız ucuz bir kar küresi ve her ters çevrilişinde, tutunamayıp kar tanelerine karışıyoruz. Oysa varlığımız ağır, düştük mü aşınıyor sevgimiz. Gülen gözlerimiz, güzel burunlarımız, virgülle kıvrılan dudaklarımız ve pürüzsüz tenimizden, taşlaşmış bir öfke kalıyor geriye. Gün geliyor, o öfke tuzla buz ediyor küreyi. Başka bir hayat bilmediğimizden, balıklar gibi çırpınarak ölüyoruz. Hepimiz böyle olacağını bile bile düş görüyoruz yine de.