Kitabı 1hafta önce bitirdim. Açıkçası o zamandan beri, tüm kitaplarda yaptığım gibi girip incelemesine bakıp, farklı okurların aynı kitabı nasıl farklı şekilde anlamalarını görmek istedim ve bu yazdığım incelemeden az önce de bazı incelemeleri okudum.
Bundan önceki çoğu kitapların incelemelerinde, neredeyse hemen hemen herkesin kitaptan aynı "üste çıkmış konu"yu ele aldığını gördüm, ama Camusun bu kitabı, her okura farklı birşey anlatmış sanırım. Ki etrafımdaki arkadaşlarımdan da duyduklarımdan da bu kanaate geldim.
Her neyse, kitabı okurken ilk başlarında çok sıkılmıştım, çünki anlatmak istenilen konuyu Camus ortalarda belirtmiş fikrimce. Kitabın ilk başları sadece şuraya gittim, buraya çağrıldım, onu gördüm, onunla seviştim, ve s. gibi cümlelerle dolu. Birşey anlamak için aynı cümleleri kaç kere okuduğumu hatırlamıyorum bile.
Ortalara doğru tamamen farklı ve akıcı bir hikaye vardı. Bu kadar kısa kitaba Camus nasıl böyle uzun hikayeyi yazmış, hayret. Ama gayret edip de buraya kadar okursanız kitabı bırakma fikri bitirme fikriyle yer değiştirir :)
Sonu da ortalardan anladığım gibi oldu. Yani pek öne çıkarılacak bir hikaye konusu göremedim orda.
Sonuca gelirsek, Meursault, "umursamaz", boş laf etmeyen, hayatını olduğu gibi kabul edip isyan etmeyen ve buna uygun yaşayan, umursamadığı çok az dostu ve "eş"i olan birinin, hatta annesinin bile kaç yaşında olduğunu hatırlayamayan(hafızayla alakalı değil) biridir. "Eş"inin evlenme teklifi üzerine ' - İstersen evleniriz. Bana farketmez ' diyor adam, düşünün :D. Başta belirttiğim gibi, bu şeylere "umursamaz" sözünden başka bir söz bulamadım.
Ama Meursault ve Meursault gibi olan kişiler hep toplum tarafından sade bir insan gibi yaşamaya, veyahut farklı olmamaya zorlanır. Hatta o kadar zorlanır ki, yapmadığı şeyler üstüne diğer