Yabancı

Albert Camus
Reklam

Yorumlar ve İncelemeler

Yaşamın Yolu Özgürlükten, Özgürlüğün Yolu Ölümden Geçer
10/10
·114 syf.··
Beğendi
·
2021 190. kitabı
·
7 saatte okudu
·
Okunma: 31 Ağustos 2021 16:06
Albert Camus, Sisifos Söyleni adlı eserine, "Gerçekten önemli olan bir tek felsefe sorunu vardır; intihar. Yaşamın yaşanmaya değip değmediğinde bir yargıya varmak, felsefenin temel sorusuna yanıt vermek," şeklinde başlar. Yabancı adlı en çok okunan eserinde de aslında merkezde yine bu "soru" bulunmaktadır. Evet, okuyan pek çok insanın ve hatta okumayan pek çok insanın Yabancı hakkında ilk ve en çok duyduğu, akıllarında en çok yer eden nokta, annesi ölen bir kişinin kayıtsızlığı oluyor hatta bunu, "annesi ölen bir kişinin son derece acımasız kayıtsızlığı" şeklinde daha abartılı şekilde belirtenler de olabilir. Ama ben, burada "anne"yi, "hayat"ın temsili olarak görüyorum. Bu durumda, Meursault'un kayıtsız hali, bir kişi olan anneye değil, hayatın kendisine karşı olmaktadır. Meursault, sıradan bir işte çalışan sıradan bir insan gibi görünür. Son derece sessizdir, bunun nedeni olarak, konuşacak bir şeyin olmadığını gösterir. Ancak, Camus'un Sisifos Söyleni'de "Uyumsuz insan için, açıklamak ve çözmek değil, duymak ve betimlemek söz konusudur artık. Her şey açık görüşlü ilgisizlikle başlar," diyerek aslında Meursault'u tarif eder. Yabancı'da ise onun adım adım ilgisizliği, giderek daha çok açık görüşlü bir noktaya gelecektir. Yine Camus Sisifos Söyleni'de, "Bir insan yaşamının yarısı söylenmeyeni anlamakla, başını çevirmekle, susmakla geçer," der, ve bu satırlar da Meursault'u anlatır. Meursault, suskundur ancak çevresinden bihaber değildir, bilakis farkındadır ancak yaşadığı toplumdan, onun değer ve yargılarından ve sonraki sayfalarda giderek daha açık şekilde karşımıza çıktığı üzere hayatın kendi tercihlerine fırsat tanımayan doğasından. Hatta Meursault, görünüşte işlediği bir cinayetten dolayı yargılansa da aslında, toplumun değerlerine, yargılarına, kabullerine,
Edebiyat
YabancıAlbert Camus · Varlık Yayınları · 1994137,1bin okunma
Puan vermedi·112 syf.·
2020 108. kitabı
" Bugün annem öldü"cümlesinden sonra daha derin duygular beklerken Meursault'un umursamaz tavrı biraz afallamama neden oldu.Okumaya devam ettikçe baş karakterimizi o kadar benimsedim ki Marie'ye söylediği"seni sevmiyorum ama istiyorsan evlenebiliriz"tarzındaki cümlesini dahi garipsemedim.Çünkü o, kesinlikle hayatta hiçbir şeyi umursamayan bir karakter.Kitabın adından da anlayacağınız üzere Meursault çevresine, annesine hatta kendi benliğine dahi yabancılaşmış biri. Aslında Meursault bir varoluş savaşı vermiyor kendi benliğine dair çoğu şeyi unutmuş.Her söylenen fikri aynı kayıtsızlık içinde kabul etmesi özgün bir fikri olmadığı düşüncesi uyandırıyor.Kıtaba devam ettikçe durumun bu olmadığını anlıyorsun o, her şeyden emin isteklerinden, yaşadığından hatta ölümünden. Bunu papazla arasında geçen diyaloglarda net bir şekilde görebiliriz. Varoluş savaşı vermediğini düşündüğümüz Meursault bir öfke patlaması ile Egzistansiyalizmi dine karşı bir tez olarak ileri sürer. Sanırım beni en fazla içine çeken bölüm mahkemedeki yargılamalar. Bir yandan savcının yerinde olup bu umursamaz adamı suçlu bulurken öte taraftan sırf annesinin cenazesindeki umursamaz tavrından ötürü dışlanmasını yanlış buldum. İkircikli duygulara kapıldım diyebilirim. Suç olan neydi?Meursault ne için yargılanıyordu? Bu yargılamalar adalet anlayışına ya da inan ölçülerine uygun muydu? Sözün kısası Camus her satırda "hiçliği" vurgulayarak yüceltmiştir.
1000Kitap
YabancıAlbert Camus · Varlık Yayınları · 1994137,1bin okunma
10/10
·127 syf.··
Beğendi
·
2021 12. kitabı
·
6 saatte okudu
·
Okunma: 31 Ocak 2021 18:33
Albert Camus'un ilk bakışta umarsız olarak nitelendirilebilecek bir adamı,hayata dair sarsıcı detaylar içeren cümlelerle en yalın ve samimi haliyle anlattığı romanı.Yaşamın içinde insanın kendi kendinin dahi farkında olmadan yaşadığı ruh halini ortaya çıkarmış ve muhteşem tasvirleriyle yazıya dökmüş.Hayata karşı hayreti olmayan,herhangi bir hisse sahip değilmiş gibi görünen bir insandan beklenmeyecek derecede etkileyici ve şaşırtıcı hisler tattırıyor okuyucuya tasvirleriyle. Şiddetle tavsiye edilir.Keyifli okumalar dilerim.
Edebiyat
YabancıAlbert Camus · Varlık Yayınları · 1994137,1bin okunma
Puan vermedi·117 syf.··
Beğendi
·
2021 2. kitabı
·
17 günde okudu
·
Okunma: 01 Mayıs 2021 15:03
“Bazı insanların sırf normal olabilmek için olağanüstü enerji sarf ettiklerini kimse bilmez.” Topluma ve toplumun dayattığı kendi normalleri olan yargılara uyum sağlayamayan ve onları anlamlandıramayan anti-sosyal bir “yabancı” üzerinden anlatılmış bu hikaye uyumlu ve uyumsuzun çatışmasıydı. Okurken çok fazla sorguladığım şeyler oldu; “Toplumun dayattığı yargılar her zaman doğru olan mıdır?”, “Yabancı diye kastedilen sadece ana karakter miydi ve yazar neden yabancı deme gereği duydu?”, “Toplum neden farklılıkları olan insanlara bu kadar karşı?” Bu tür şeyleri düşündükçe toplumun dayatmalarıyla büyümüş bir insan olarak ana karaktere aşırı önyargıyla baktığımı fark ettim. Annesini çok sevdiğini söylerken ölümüne üzülmemesi, evlilik gibi önemli bir konuda sanki kendi hayatı değilmiş gibi umursamaz tavırları,mahkemede son sözü sorulurken ve konu hayatıyken hiçbir şey söylememesi, bunların hepsi yabancıydı bana. Yabancı bilinmeyen,anlaşılmayandı. Hayatları birbirinin kopyası olan ve belli kurallar içinde dönen uyumlu insanlar için uyumsuzlar yabancıydı. Bu kurallara anlam veremeyen ve belli bir kalıba uymayanlar için ise uyumlular yabancıydı. Uyumlu ve uyumsuz olmak bir madalyonun iki yüzü gibiydi. Hepimiz yabancıydık aslında. Kimi topluma, kimi kendine, kimi ona benzemeyenlere yabancıydı. Bu yüzden ilk başlarda Mersault’la çok zıt olduğumuzu düşünsem de zaman geçtikçe onun bu toplumdaki bastırılmış her insanı yansıttığına inandım. Mersault toplumdan önce kendisine yabancı bir karakterdi. Boşluktaydı, kaygısızdı, düzensizdi...
Edebiyat
YabancıAlbert Camus · Varlık Yayınları · 1994137,1bin okunma
10/10
·127 syf.··
Beğendi
·
2020 5. kitabı
Okuduğum ilk #albertcamus kitabı #yabancı devamı olacak tabikide "Zaten söyleyecek sözümüz kalmamıştı" annesinin ölümüne tepkisizliğini dile getiren cümle idi. Arkadaşı bir olayda bıçaklandığında denize karşı sigarasını yakıp etrafa bakınması, sevgilisinin beni seviyormusun, benimle evlenirmisin? Sorularına ilgisiz cevaplar vermesi beni baya şaşırttı bu ne ya dedim kendi kendime. Takiiii bir adamı silahla öldürüp mahkemeye çıkana dek.(Mahkeme önündeki sahnelerini kafamda canlandırıp okumak ayrıca keyif verici idi) Okudukça iste derinlik burada başlıyor dedim. Çünkü; siz ne olursanız olun ( ister yabancı gibi hissiz tepkisiz isterseniz tepkinizi en üst seviyelerde yaşayan) insanlar sizi bir şekilde yargılamanın yolunu bulacaktır sebepsizce buna hepsi hazırdı en sevdikleri şeydi çünkü yargısız infaz. Belkide tepkisiz kalması bu yüzdendi yabancının sonra hak verdim kitabı okumaya devam ettikçe ve onun gibi bir sigara yakıp tepkisizleştirmek istedim kendimi....
YabancıAlbert Camus · Varlık Yayınları · 1994137,1bin okunma
8/10
·127 syf.·
2019 185. kitabı
Albert Camus'tan okduğun ilk eser Düşüş'tü. Sonra adını sık sık duyduğun bu yazarın kitaplarına ilgim arttı haliyle ve bu eserini okuma fırsatıda yakalıdım. Her yazarın edebiyat dünaysına kazandırdığı eserler arasında bir tanesi her zaman için diğerlerinden ayrı bir yere sahip olup, çünkü yazar, yazmakla kalmaz kenidisini de anlatır eserinde. Diğer eserlerini henüz okumasam da satış ve okunma oranlarında anladığım kadarıyla bu eserde Albert Camus gibi bir usta yazarın dünyasına giriyorsunuz. Onun gibi düşünmeye çalışıyor, yorumlamaya çalışıyorsunuz çevrenizde olup bitenleri. Eser tıpkı adı gibi topluma ve toplumun varsayılan tüm gelenk-kural ve tarzına aykırı düşünce dünaysına sahip olan bir karakterdir... Bunda en büyük pay Ölüm gibi salt bir gerçeğin karşısında duyduğu çaresiz kabulleniş vardır. Evet kahramanımz bu salt gerçeğin karşısında çaresiz ve kabulleniş ile bize hiçbirşeyi umursamayan sakin, sadece zaman geçiren biri gibi çıkıyor karşımıza, bu sakinliği, kabullenişi eserde okunduğunda göreceğiniz bazı sorunları açıyor başına. Çok şey anlatılacak olsa da kitabın genel konusu bahsetmeye çalıştığım gibi salt gerçek olan Ölüm karşısında çaresizce hayatını yaşamaya çalışan bir insanın kısa romanıdır. Ölüm gerçeği unutuyor olsak bile varlığını devam ettirmektedir. Bu anlamda okunacak güzel bir eser, herkese tavsiye ederim.
1000Kitap
YabancıAlbert Camus · Varlık Yayınları · 1994137,1bin okunma
Yabancı...
10/10
·117 syf.··
Beğendi
·
2025 4. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 15 Nisan 2025 16:00
Spoiler içerir Kitabı üniversitede katıldığım bir topluluğun yapmış olduğu kitap günü vesilesiyle okudum. Ve keşke daha önce okusaydım dediğim bir kitap oldu. Kitap benim için farklı bir deneyim oldu. Başta karaktere çok kızdım. Belki de o zaman yüzeysel düşündüğüm için veya tek taraflı olaylara yaklaştığım için oldu. Ama kitabı devam ettirdikçe karaktere acımaya başladım. Sebebi de karakterimiz düşündüğümüz gibi bir şey takmayan, duyarsız, umursamaz bir insandan çok aslında yansıtılandan daha duygusal veya hassas biri olabileceği fikri. Biz başrolümüz hakkında annesinin ölümünden sonraki halini biliyoruz. Daha öncesi hakkında bir belirsizlik durumu var. Belki de annesinin ölümünü kabullenemeyen inkar halinde bir insanın daha yas evresine geçemediği durumu gösterdi yazar bize. Bence karakterimiz annesine çok bağlıydı bu hayatta tek sevdiği insan annesiydi ve annesini kaybedince hayattan koptu. Diğer çoğu insandan farklı olarak yaşadı kopuş sürecini. Depresyon şeklinde değil de artık onun için hiçbir şeyin fark etmeyeceği biçimde oldu. Kitabın ismini de Yabancı olması belki de bundandı. Herkesten çok farklıydı ve herkesten çok farklı yaşadı hepimize yabancıydı...
İnceleme
YabancıAlbert Camus · Varlık Yayınları · 1994137,1bin okunma
Yabancı
10/10
·117 syf.··
Beğendi
·
2009 10. kitabı
·
20 günde okudu
·
Okunma: 25 Mayıs 2009 21:24
"Anne sık sık, insan hiçbir zaman tamamıyla mutsuz olmaz derdi." “... İşte davanın aldığı şu hale bakın! Her şey doğru, hiçbir şey doğru değildi!” Ama herkesin bildiği gibi,hayat yaşamaya değmez.
YabancıAlbert Camus · Varlık Yayınları · 1994137,1bin okunma
Gri renkli bir kitap
Puan vermedi·117 syf.··
2021 12. kitabı
İnsandaki boşluk, yalnızlık, hayatı anlamlandıramama hislerini çarpıcı bir dille anlatmış kitapta Albert Camus. Okurken siz bile kahramanı suçlayabiliyorsunuz bazen. Ama kahramanı dinledikçe kendinizi de kalıplarınız içinde sıkışmış hissediyorsunuz ve birşeyleri zihninizin süzgecinden geçirmeye başlıyorsunuz. Spoiler vermemek adına olay örgülerinden bahsetmek istemiyorum. :) Genelde okuduğum kitapları renklerle tarif ederim. Bu kitapta anlatılan tüm olaylar ve kişiler bana gri rengini çağrıştırdı. Yani renksiz, duygusuz, ruhsuz bir adamın dünyası. (Ruhsuzluğu konusu tartışılır bu arada. :) ) Kısacası okunulası ve üzerinde düşünülesi bir kitap .
YabancıAlbert Camus · Varlık Yayınları · 1994137,1bin okunma
Puan vermedi
Kitabı 1hafta önce bitirdim. Açıkçası o zamandan beri, tüm kitaplarda yaptığım gibi girip incelemesine bakıp, farklı okurların aynı kitabı nasıl farklı şekilde anlamalarını görmek istedim ve bu yazdığım incelemeden az önce de bazı incelemeleri okudum. Bundan önceki çoğu kitapların incelemelerinde, neredeyse hemen hemen herkesin kitaptan aynı "üste çıkmış konu"yu ele aldığını gördüm, ama Camusun bu kitabı, her okura farklı birşey anlatmış sanırım. Ki etrafımdaki arkadaşlarımdan da duyduklarımdan da bu kanaate geldim. Her neyse, kitabı okurken ilk başlarında çok sıkılmıştım, çünki anlatmak istenilen konuyu Camus ortalarda belirtmiş fikrimce. Kitabın ilk başları sadece şuraya gittim, buraya çağrıldım, onu gördüm, onunla seviştim, ve s. gibi cümlelerle dolu. Birşey anlamak için aynı cümleleri kaç kere okuduğumu hatırlamıyorum bile. Ortalara doğru tamamen farklı ve akıcı bir hikaye vardı. Bu kadar kısa kitaba Camus nasıl böyle uzun hikayeyi yazmış, hayret. Ama gayret edip de buraya kadar okursanız kitabı bırakma fikri bitirme fikriyle yer değiştirir :) Sonu da ortalardan anladığım gibi oldu. Yani pek öne çıkarılacak bir hikaye konusu göremedim orda. Sonuca gelirsek, Meursault, "umursamaz", boş laf etmeyen, hayatını olduğu gibi kabul edip isyan etmeyen ve buna uygun yaşayan, umursamadığı çok az dostu ve "eş"i olan birinin, hatta annesinin bile kaç yaşında olduğunu hatırlayamayan(hafızayla alakalı değil) biridir. "Eş"inin evlenme teklifi üzerine ' - İstersen evleniriz. Bana farketmez ' diyor adam, düşünün :D. Başta belirttiğim gibi, bu şeylere "umursamaz" sözünden başka bir söz bulamadım. Ama Meursault ve Meursault gibi olan kişiler hep toplum tarafından sade bir insan gibi yaşamaya, veyahut farklı olmamaya zorlanır. Hatta o kadar zorlanır ki, yapmadığı şeyler üstüne diğer
YabancıAlbert Camus · Varlık Yayınları · 1994137,1bin okunma

Yazar Hakkında

Albert CamusYazar · 44 kitap
Varoluşçuluk ile ilgilenmiştir ve absürdizm akımının öncülerinden biri olarak tanınır; fakat Camus kendini herhangi bir akımın filozofu olarak görmediğinden, kendini bir "varoluşçu" ya da "absürdist" olarak tanımlamaz. 1957'de Nobel Edebiyat Ödülü'nü kazanarak, Rudyard Kipling'den sonra bu ödülü kazanan en genç yazar olmuştur.Ödülü aldıktan 3 yıl sonra bir trafik kazasında hayatını kaybetmiştir. Hayatı Çocukluğu ve gençliği 20. yüzyılın en güçlü Cezayirli yazarlarından biri olan Albert Camus, 1913'te Cezayir'in Mondovi kasabasında doğdu. Yoksul bir aileden gelen Camus'nün babası bir Alsaslı, annesi ise İspanyol'du. I. Dünya Savaşı sırasında, 1914'te babasını kaybetti. Annesi evlerde hizmetçilik yaparak oğlunu okutmaya çalıştı. Ancak Camus, daha bağımsız bir hayat sürebilmek için evinden ayrıldı. 1923'te liseye, ardından da Cezayir Üniversitesi'ne kabul edildi. Üniversite eğitimi sırasında sağlığı bozuldu ve 1930'da vereme yakalandı. Hastalığı yüzünden üniversite takımının kaleciliğini bırakmak zorunda kaldı. Bundan sonra çeşitli işlerde çalışmaya başlayan Camus, felsefe eğitimini ancak 1936'da tamamlayabildi. 1934'te Fransız Komünist Partisi'ne katıldı. Bu hareketinin kaynağı, Marksist-Leninist öğretisine (doktrinine) desteğinden ziyade, İspanya'da daha sonra iç savaşla sonuçlanacak politik duruma duyduğu kaygıydı. Ancak üç yıl sonra, Troçkist suçlamasıyla partiden atıldı. Camus 1934'te Simone Hie'yle evlendi. Simone bir morfin bağımlısıydı ve Camus'yle evlilikleri, Simone'nun sadakatsizliğine bağlı olarak son buldu. 1935'te "İşçinin Tiyatrosu"nu (Théâtre du Travail) kurdu fakat bu tiyatro 1939'da kapandı. Aynı yıl, verem hastası olduğundan Fransa ordusuna kabul edilmedi. 1940'ta piyanist ve matematikçi Francine Faure ile evlendi ve 5 Eylül 1945'te Catherine ve Jean adlarında ikiz çocukları oldu. Aynı yıl Paris-Soir dergisi için çalışmaya başladı. Daha henüz "Sahte Savaş" olarak adlandırılan II. Dünya Savaşı'nın ilk zamanlarında bir pasifist olarak kaldı. Ancak bu tutumu Paris'in Alman ordusu tarafından işgali ve 1941'de, komünist gazeteci Gabriel Péri'nin gözleri önünde idam edilmesiyle değişti ve onun da başkaldırmasına neden oldu. Paris-Soir ekibiyle Bordeaux'ya gitti ve aynı yıl ilk kitapları olan "Yabancı" ve "Sisifos Söylencesi"ni tamamladı. Camus, Bordeaux'yu 1942'de terkedip Cezayir'in Oran şehrine gitti ve ardından Paris'e döndü. Edebiyat kariyeri Camus II. Dünya Savaşı sırasında Naziler'e karşı oluşmuş Fransız Direnişi'ne katıldı ve bu direnişin bir parçası olarak "Combat" adında bir gazete yayımlamaya başladı. 1943'te gazetenin editörü oldu; fakat 1947'de "Combat" ticari bir gazete olunca buradan ayrıldı. Jean-Paul Sartre ile tanışması burada gerçekleşmiştir. Savaştan sonra, Sartre ve Beauvoir gibi kişilerin buluştuğu Boulevard Saint-Germain'deki Café de Flore'u ziyaret etmeye başladı. Bu yıllarda, aynı zamanda Amerika'yı turlayarak Fransız varoluşçuluğu hakkında dersler verdi. Politik olarak sol görüşlere yatkın olmasına rağmen komünizme karşı çıkması, ona komünist partilerde arkadaş kazandırmadığı gibi Sartre'dan da uzaklaştırdı. Camus, 1949'da vereminin tekrarlaması yüzünden iki yıl inzivaya çekildi ve "Başkaldıran İnsan"ı yayımladı. Bu kitap, Fransa'daki birçok sol görüşe sahip arkadaşı ve özellikle de Sartre tarafından hoş karşılanmadı ve Sartre'la bütünüyle yollarını ayırdı. Kitabının tatsız yorumlarla karşılanması Camus'yü kitap yazmaktan tiyatro oyunları çevirmeye itti. Camus, 1950'lerde kendini insan haklarına adadı. 1952'de Birleşmiş Milletler, Francisco Franco diktatörlüğündeki İspanya'yı üye olarak kabul edince UNESCO'daki çalışmalarını durdurdu ve kurumdan ayrıldı. Ayaklanmalarda insandışı bir sertlik kullanan Sovyet metodlarını eleştirdi. Pasifistliğini koruyan Camus, İdam cezasına karşı savaşını sürdürdü. Cezayir Bağımsızlık Savaşı 1954'te başladığında, Camus kendini ahlakî bir ikilem içinde buldu. Bunun nedeni, Cezayir doğumlu Fransızları tasvir ederken kullandığı sıfat olan "siyah ayak"tı. Ancak, sonunda, savaşta Fransa hükümetini savunuyordu. Kuzey Afrika'da başlayan isyanın, aslında Mısır önderliğindeki yeni-Arap emperyalizminin ve batıya saldıran Sovyetler Birliği'nin işleri olduğunu düşünüyordu. Cezayir'in özerk, hatta bir federasyon olmasını savunuyor; fakat bütünüyle bağımsızlığını desteklemiyordu. Öte yandan, Araplar'la "siyah ayak"ların beraber yaşayabileceğini düşünüyordu. Bu kriz sırasında ölüm cezasına çarptırılan Cezayirlilerin kurtulması için gizlice çalıştı. Camus, 1955 ve 1956 yıllarında Fransız "L'Express" dergisinde yazdı. Bunların ardından 1957 yılında Camus Nobel Edebiyat Ödülü'nü kazandı. Nobel ödülünü aldıktan sonra büsbütün genişleyen ünü, onu XX. yüzyıl dünya edebiyatının başköşesine yerleştirdi. Genel yaklaşım bu ödülün bir önceki yıl yayımlanan "Düşüş" için değil, idam cezasına karşı yazdığı "Réflexions Sur la Guillotine" makalesi için verildiğidir. Stockholm Üniversitesi'nde yaptığı bir konuşma esnasında Cezayir konusundaki hareketsizliğini savundu. Fakat daha sonra Cezayir'de yaşayan annesinin başına ne geleceği konusunda meraklandığını bildirdi. Çelişkili sayılan bu durum Fransız sol entelektüelleri tarafından tepkiyle karşılandı. Ölümü  Camus, 4 Ocak 1960'ta, Sens yakınlarındaki küçük Villeblevin kasabasında "Le Grand Fossard" isimli bir yerde geçirdiği trafik kazası sonucu hayatını kaybetti. Daha sonra mantosunun cebinde bir tren bileti bulunmuştur. Büyük bir olasılıkla, Camus gideceği yere trenle gitmeyi planlamıştı; fakat arkadaşıyla birlikte arabayla dönmeyi tercih etti. İronik biçimde, Camus daha önce en absürt ölüm şeklinin ne olduğu sorulduğunda, araba kazasında ölmeyi bunlardan biri olarak nitelendirmişti. Kazanın gerçekleştiği Facel Vega marka otomobilin sürücüsü ve yayımcı dostu da Camus'yle birlikte hayatını kaybetti. Camus Lourmarin Mezarlığı, Lourmarin, Vaucluse, Provence-Alpes-Côte d'Azur'de gömülmüştür.  Camus'nün ölümünden sonra telif hakları Camus'nün çocukları olan, Catherine ve Jean Camus'ye devredildi. Ölümünden sonra 1970'te "Mutlu Ölüm", 1995'te de öldüğünde hala bitmemiş olan "İlk Adam" yayımlandı. Camus'ye göre "saçma" Camus'nün felsefeye en büyük katkısı, insanların ne berraklık ne de anlam sunan dünyada bunları aramalarının sonucu olarak oluşan "absürt" fikridir. Filozof bu felsefesini "Sisifos Söylencesi"nde açıklayıp "Yabancı" ve "Veba" gibi romanlarında da işlemiştir. Genelde varoluşçulukla birlikte ele alınan "Absürdizm" (Saçma, uyumsuzluk felsefesi) ile birçok yazar ilgilenmiş ve bu felsefi düşünce akımını kendine göre yorumlamıştır, Camus "saçma"`nın kurucusu değildir fakat bu düşünce akımında önemli bir yer tutar. Camus, makalelerinde okuyanı dualizmle tanıştırır. Mutluluk ve keder, yaşam ve ölüm, karanlık ve aydınlık.. Hayatın çeşitli biçimlerde geçtiğini ve insanın ölümlü olduğu gerçeği de budur. Sisifos Söyleni`de bu dualizm bir çelişki halini alır: Bir yanda yaşayarak hayatlarımıza değer vermekte öte yandan eninde sonunda yok olacağımız gerçeğini de bilmekteyiz. Bu çelişkiyle yaşamak "Absürt"`ün ta kendisidir. Eğer hayatımızın anlamsız ve boşuna olduğunu biliyorsak, kendimizi öldürmeli miyiz? Bu trajedik kısır döngü nasıl aşılabilir? Camus saçma kavramını burada kurar: yaşamın beyhudeliğinin bilincinde olan insan. Fakat Camus intihardan yana değildir, yaşamın anlamsızlığının yok edilemeyeceğinin bilincindedir fakat bununla savaşmaktan kaçınmaz. Varoluşçuluk ve absürdizm hakkındaki görüşleri Bazı eleştirmenler Camus`yü kategorize etmeye çalışarak onun bir varoluşçu ya da absürdist olduğunu söyler. Eleştirmenlerin mi ya da Camus`nün kendi ifadesinin mi doğru olup olmadığı tartışılmakla birlikte, Camus etiketlenmeyi sevmediğini belirterek varoluşçu olduğu tanımına karşı çıkar: "Hayır, ben bir varoluşçu değilim. Sartre ile isimlerimizin yan yana anılmasına hep şaştık. Sartre ve ben kitaplarımızı birbirimizle gerçekten tanışmadan önce yayımladık. Birbirimizi tanıdığımızda ise ne kadar farklı olduğumuzu anladık. Sartre bir varoluşçudur, benim yayımladığım tek fikir kitabı Sisifos Söylencesi`dir ve sözde varoluşçu filozoflara karşı doğrultulmuştur.Camus felsefesini en iyi anlatan sözlerinden biri de; 'hayat hiç bir şey değildir, itina ile yaşayınız.'dir. Hayatın bir anlam aramaya çalışmayacak kadar kısa olduğunu, nihayetinde bir anlamı olmadığı, anlamı olsa bile olmasının hiç bir şey değiştirmeyeceğidir. Bu yüzden insanın yapabileceği en iyi şey hayatını yaşamak olacaktır. Camus hayatın anlamsız olduğunu söylemiştir, fakat anlamsız bir şeyi anlamlı yaşamanın da bir sakıncası yoktur. Bu yüzden Camus'un felsefesi pesimizm veya aşırı bir melankoli değildir. Bir absürdist olup olmadığı hakkında da şunları söyler: "Absürt kelimesinin kötü bir geçmişi var ve bunun beni rahatsız ettiğini itiraf ediyorum. Absürt`ü Sisifos Söylencesi`de ele alırken, bir metod arıyordum doktrin değil. Sistemli bir şüphe pratiği yapıyordum. Daha sonra bir şeyler inşa edebileceği düşüncesiyle "tabula rasa" yöntemini kullanmaya çalışıyordum. Eğer hiçbir şeyin bir anlamı olmadığı varsayarsak, dünyanın absürt olduğu sonucuna ulaşmalıyız. Fakat gerçekten hiçbir şeyin hiçbir anlamı yok muydu? Bu noktada kalabileceğimize hiçbir zaman inanmadım." Camus ve futbol Camus`yle birlikte anılan ve sık sık gönderme yapılan konulardan biri de kaleciliğidir. Bir süre Cezayir Üniversitesi genç takım kaleciliği yapmıştır ve maç raporlarına göre tutkuyla oynayan cesur bir kalecidir. Bir seferinde arkadaşı Charles Poncet "tiyatroyu mu yoksa futbolu mu" tercih edeceğini sorduğunda, "Tereddütsüz futbol" cevabını vermiştir. Tüberküloza yakalanınca futbolu bırakmak zorunda kalmıştır. 1950'li yıllarda bir spor dergisine futbol hakkında bir yazı yazması rica edilince şöyle demiştir:  « Ahlak ve insanın yükümlülükleri hakkında güvenebileceğim ne biliyorsam onu futbola borçluyum.»   Camus, dini ve politik insanların aklımızı karışık ahlaki sistemlerle karıştırmaya çalıştığını böylece aslında basit olan şeylerin olduğundan daha komplike göründüğünü söyler. İnsanlar, politikacılar ve filozofların alanı yerine futbolun basit ahlakına bakmakla daha iyi edebilir.