Acı, ölum ve sonrasında yeni bir yaşam...
Kitapta şöyle bir cümle geçiyor.
"Ne yazık ki insanların çoğu yaşamlarının değerini ancak sona yaklaşırken anlarlar."
Bu hayat koşuşturmacasında kim en yakınını anlıyor veyahut kim gerçekten dinliyor birbirini. Nasılsın? Kelimesi herkesin ağzında, sonunda kocaman bir soru işareti olan ama anlamını yitiren bir kelime hayatlarımızda. İnsanoğluda bu hengamede yaşadığını zannederek pinpon topu misali korkularının arasında bir oyana, bir bu yana savrulup duruyor.
Sarah'ında korkuları vardı ve bu yüzden baş editörlüğüne yükseldiği yayınevinde işini yapamıyordu. Hâlbuki Sarah o güne kadar başarabileceği her şeyi başarmıştı.
Sarah'ı anlayan birisi vardı ama kocası değildi. Kocası işinde çok meşgul olan bir kişiydi. Onu anlayan ve acıları, gerçekleri ile yüz yüze gelmesini sağlayan adam, yüzü darmadağın muhtemelen insanlarla kötü deneyimler yaşamış bir kişiydi. Peki ne istiyordu bu adam Sarahdan? İşte bu sorunun cevabı psikolijik gerilim türünde yazılmış , gayet sürükleyici ve düğümler çözüldükçe sizi çok etkileyen bu kitabın satırları içerisinde.
#wulfdornfobi
Kalemi ile ilk tanışma kitabımdı. Ben okurken film izler hissine kapıldım ve kötü karakteri o yanık adamı nedense çok sevdim. Tabii ki ara ara diğer kitaplarınıda okuyacağım.
Yaşar Kemal’in “O iyi insanlar o güzel atlara binip çekip gittiler. Demirin tuncuna, insanın piçine kaldık.” sözü, insan çürümüşlüğünün tarihidir.
Kalemine çok geç kaldığım okurken hayıflandığım, ama bundan sonra o mürekkebi yalamış ve tadına varmış birisi olarak da asla bırakmayacağım bir isim #yaşarkemal
#binboğalarefsanesi kitabının arka kapağında aynen şu cümle geçiyordu. Yörüklerin yok oluşuna yakılmış bir ağıt... Ağıt ki ne ağıt dedim okurken. İliklerime kadar hissettim, sayafalarda ki yörüklerin çaresizliğini, parsellenmiş yerlerin küçük bir kıyısında yaşama mücadelesi verenlerin sömürülmesini, okurken çok canımı acıtsada hakikat işte dedim can yanmış ki yakıyor. Yakanlardan değilim, ama yananların acısını belki de bu yüzden anladım.
Betimlerine hayran kaldığım bu destansı romanda bir de demirci Haydar Usta'nın torunu Kerem ve güzeller güzeli Ceren'in hikayesinide serpiştirecek ruhunuza üstad.