Geri Bildirim
  • UYARI!: BU İNCELEMEYİ 18 YAŞINDAN KÜÇÜKLER, YETERLİ DİNİ BİLGİ VE BİRİKİME SAHİP OLMAYANLAR, KENDİNE GÜVENSİZ KİŞİLER, İRADESİ ZAYIF OLANLAR VE ALİ LİDAR OKUYANLAR( :) ) OKUMASINLAR..


    Bu incelemede söz konusu kitabın üslubunun değil de içeriğinin dikkate alınması daha sağduyulu bir yaklaşım olacaktır. Öncelikle kitabın konusu ve üslubuyla ilgili notları kısa değerlendirmelerle geçiştirip esas olan içeriğindeki bazı bilgilerle akılda soru işareti bırakan noktalara değineceğim. Gılgamış Destanı, insanlık tarihinin gerçek bir insanı olan Uruk'un kralı olan Gılgamış'ın hikayesini anlatıyor. 3.000 yıldan daha önce yazılmış olan bu eser, edebiyatın ilk eseri gibi görünüyor. İnsan doğasını araştıran, bugün hala geçerli olan değer ve endişeleri ele alan bir macera öyküsüdür.  Hikâyenin doğru bir biyografi olmaması da mümkündür, çünkü kitapta canavarlarla savaşır, bir tanrıça ona evlenme teklif eder ve ölülerle irtibata geçer.


    Hikaye insan dramının tüm temel unsurlarını içermesiyle aradaki üç dört bin yıllık süreçte toplumsal değerlerin ve sosyal çevre ilişkilerinin pek de ilkel olmadığını bizlere göstermesiyle de önemlidir. Özellikle sokak yosmalarının hikayede aldığı rol ve insanların bu tip kişilere bakış açısının işlenmesi, ayrıca kil tabletlerden eserlerin işgal ettiği kütüphanelerin olması bunun en önemli göstergelerinden bir kaç tanesidir. Ayrıca bilinen en eski insan hikayelerinden biri olmasına rağmen, günümüzün en taze temalarını ve fikirlerini de içerir. Bunlara genel olarak değinecek olursak: hayat, ölüm, aşk, nefret, cinsiyet, din. 

    Gılgamış Destanı hem eski hem de modern edebiyat ve kültürü etkilemiştir. Destandaki temalar daha sonra üç kutsal kitap ve klasik edebiyatta bulunabilir. Aslında, Gılgamış'ta, çeşitli temalar ve karakterler kutsal kitaplarda, özellikle Cennet Bahçesi'nin hesapları, kişinin koruyucu meleği ve din adamların tavsiyeleri ve Nuh Tufanı gibi muhataplar var. Belki de, Gılgamış efsanesiyle, günümüz modern yaşamlarımızla paralellerini keşfedebilir ve insanlığın gelecekteki olasılıklarını yansıtabiliriz.

    Eser aslında bir derleme olarak karşımıza çıkıyor. Sümerdeki tabletlerden aktarılan ve günümüze üçte ikisi kalmış eserde, bazı tabletlerin silik ve bazılarının kırık olması hikayeyi bir bütün olarak incelemeyi tabiri caizse olanaksız kılıyor. Eksik olan bölüme erişmek mümkün olduysa da Amerikan bombalarının zamanında Irak'ı hedef alması, yeryüzü uygarlığının eşik taşlarını yerle bir etmiştir.Neyse ki kültürler arası ticaret veya savaştan doğan etkileşim, diğer ilk çağ uygarlıklarının tarihine de bu hikayeyi geçirmiştir. Böylece eksik olan bölümler, destanla uyumlu olanlarla yamanmış ve günümüze aktarılmaya çalışılmıştır. Derleme eser olması itibariyle  eksik olan bölümlerin diğer kavimlerden yazıtlarla tamamlanmaya çalışılması bazı çelişkili durumların doğmasına neden olmaktadır. Kitaba sonradan eklenen son bölümde önceden ölmüş bir karakterin sağ olması ve destanın bütüncül yapısıyla uyuşmayan olaylara rastlanılması buna dayanak oluşturur. Eserin dili incelikli olarak kullanılmış; şiirsel veya daha doğru bir ifadeyle ezgisel bir dille yazıya geçirilmiştir. Dramatik şiir veya Reform Dönemi Shakespeare'vari anlatımı da akıllara getirebilir. Kelimelerde veya cümlelerde yapılan yinelemeler ve tekrarlarla etkili bir anlatım sergilenmeye çalışılsa da, bu, okuyucu sıkmaktan öteye geçirememiştir. Dilin eski olması bazı kelimelerin anlamının bulunmasını imkansız hale getirmektedir. Buna rağmen yas tutmayı kirli saçlarla gezmek olarak açıklayıp yeni bir yorum getirmek, ilk insan yapıtı olarak bilinen destanın o kadar da acemice yazılmış bir eser olmadığı yönünden etkilidir.


    Bu incelemeyi hazırlarken bu bölümü ekleyip eklememede kararsız kaldım. Tedirginliğimin sebebi, zaten günümüz şartlarında fazlasıyla dini açıdan kafası karışık olan neslin, bu incelemeyle kafasının daha çok karışabileceği veya aklında dinen soru işaretlerin çoğalabileceği riski oldu. Bu nedenle, farklı bakış açılarına sahip olan, dini veya ideolojik saplantıları olmayan okurların bu bölümden faydalanmasını akıllıca buldum. Ancak yeteri bilgi veya yorumdan yoksun okurların bu bölümü okumaması kendi adlarına daha mantıklı bir karar olacaktır.


    Bismillahirrahmanirrahim..

    Evet, yerli Richard Dawkins'lerimiz: İlhan Arsel ve Turan Dursun.. bir de kitabın çevirisini yapan Sait Maden..  Acaba savundukları görüşlerde haklılar mıydı, din gerçekten bir safsatadan mı ibaretti, kutsal kitaplar gökten inmeyip kendini peygamber diye yutturan çıkarcıların bir uydurması mıydı? Peki bunun incelemeyle ne alakası var?.. 

    Vakti geldi, Efendim bu kitapta dini açıdan bizi ilgilendiren bazı konular mevcut; örneğin Nuh Tufanı, üç kutsal kitapta kendine yer bulmuş olayın bu eserde ne işi var? 

    Peki ya İncil'deki Cennet hesaplamaları ve araziler..

    Ya da eserde her insanın koruyucu Tanrı'sının bulunması, bu kutsal dinlerdeki gibi yanımızda olan koruyucu meleklere benzemiyor mu?

    Eserde yedi yıl buğday stoklama da kendine yer edinmiş, bu bir şeye işaret olabilir mi?


    Hammurabi Kanunları.. Turan Dursun bu kanunlardan bazılarının(Hırsızın kolunun kesilmesi vs)  din içinde uygulamada olduğunu söylemesi haklı olduğunu gösterir mi?

    Peki bu teknolojiyle haliyle çözümlenmesi zor olan tabletlerin, bin iki bin yıl öncesinde çözümlenebilme olasılığı nedir?  


    En karışık olan ise, Gılgamış da bir peygamber miydi?
  • Vatan Ne Türkiye'dir Türklere, Ne Türkistan;
    Vatan Büyük Ve Müebbet Bir Ülkedir: Turan."
  • Öhööm öhööm!! Bu da neydi şimdi?? Yok bir de balgam atsaydın!.

    Sağcı mısınız, solcu musunuz, muhafazakâr mı, milliyetçi mi, devrimci misiniz yoksa ülkesinde ne olup bittiğinden haberi olmayan birisi misiniz?

    Nesiniz ki??

    Kimsiniz ??

    İyi misiniz?? Belki de kötü ?? Kim bilir .. Hem kime nasıl güvenilir ki . Ortalık hıyarağalarından geçilmiyor. Bu hıyarağası da  Vedat Türkali den geçti bana. İyi bir şey mi acaba. Yoksa kötü mü ?? Amaaan ne bileyim. Bilmezsin tabii, işime mi gelmiyor yoksa??


    Kafamda binlerce soru, düşünce birbirine değmeden birbirlerini incitmeden çözüm arıyorlar. Pekiiii bu mümkün mü?? Neden olmasın ki??

    Hiç ben ölsem de şu insana aşık olmam onunla birlikteliğim olmaz çünkü o şöyle düşünüyor onun ideolojisi şu dediniz mi?

    Peki hiç benim ideolojim şu ben şunu giymem falancaya gitmem efendime söyleyeyim şu kitabı okumam bu adamla konuşmam dediniz mi?

    Aşk mı yoksa kavganız mı?


    Ne saçma sorular bunlar diyebilirsiniz, kitap yorumlarından önce kısacık beyin jimnastikleri güzeldir. Şimdi gelelim kitabımıza;

    1960 askeri darbesinden önceye gidiyoruz (8 ay kadar) ama bu gidiş bizi yormuyor çünkü aşkla gidiyoruz. Aşkla yapılan bir şey yormaz yorsa da tatlı bir yorgunluktur.(klişeler klişeler..) Darbeye bir gün kala yolculuğumuz bitiyor.

    Öğretmenlikten ihraç edilen, eşinin desteğini alarak açtığı kitapçıda çalışan Kenan abimiz ve felsefe bölümünde okuyan Günsel ablamız etrafında dönüyor olaylar.
     
    Vedat Türkali'nin kalemine hayran kaldım. Bununla yetinmedim çok çok etkilendim. 752 sayfa kitap elinizde su gibi akıyor. Sanki okumuyor izliyorsunuz, yaşıyorsunuz. Neden? Çünkü iç konuşmalara sıkça yer veriyor, roman kahramanları günlük hayatta karşılaşabileceğimiz türden insanlar. Bizim gibi yiyip-içiyor, sarhoş oluyor, aşık oluyor, küfür ediyor, uyuyor, bazen uyuyamıyor düşüncelerden.. Hal böyle olunca yani karakteri olduğu gibi önüne koyunca Türkali hayran kalmamak elde olmuyor.

    Yasak aşk kavramı. Dince, törece ve kanunca uygun görülmeyen aşk demek. Peki gönül ferman dinler mi? Kanunların ruhu yok o yüzden kanunlar bu konuyla ilgilenemez kesin çizgiler vardır. Kanunlar insanlar için yapılmıştır düzeni sağlar. Kafam karıştı yine neden yasak oluyordu aşk. Olaya objektif bakmak gerekiyor ama içinden çıkamadım ben. Çıkan olursa haber etsin.. Kızamadım Kenan abiye çünkü çok güzel sevmişti..

    Küçük burjuva duyarlılığı. Bu cümleyi çok sevdim kitabı okuyacak olursanız sıkça karşılaşacaksınız. Sitarbaksta kahve içmeden kendine gelemeyen karakterler yok ama basit bir eylemi atıyorum arkadaşlarıyla buluşması gerekirken sevgilisine zaman ayırınca bunu küçük burjuva hareketi olarak gören karakterler var.

    Darbe yaklaşıyor, faili meçhuller, olaylar olaylar... Kimseye güvenemiyorsun kimin eli kimin cebinde belli değil.

    Günsel ve Kenan'ın yasak aşkı arka planda ise siyaset. Günsel pratikte Kenan da teorikte devrimci. Günsel mesele icraat diyenlerden Kenan abimiz biraz korkak bu biraz sert oldu ama başka da terim bulamadım..

    Devrimcilerin "kaypak" dediği tipler var ya en güzel örneğini Türkali, Kenan üzerinden vermiş.

    Güven kelimesini hatta güvensizlik kelimesini kitabın o çarpıcı sonuyla iliklerinize kadar hissedebiliyorsunuz. Dönemin sosyolojik yapısının da etkisi var tabi ki.

    Türkali'nin "Bekle Bizi İstanbul" şiiri de bu kitapta. Kitaptaki Baba karakteri Hikmet Kıvılcımlı'ya, üniversite olaylarında ölen üniversiteli gençler de Turan Emeksiz'e işaret ediyor.

    Kitabın ismi Bir Gün Tek Başına, düşününce karakterler de iç dünyalarına dönük. Burda aslında benim de çok sevdiğim kişinin kendisiyle yaşamasını bilmesi olayı anlatılmaya çalışılıyor. Çünkü aslında her kes tek başına.


    Kitap yazıldığı dönem büyük bir yankı uyandırmış.1970'lerin ortalarından sonra doğan kız çocuklarına Günsel ismi konulmaya başlanmış.

    Şiddet içermeyen bir şiddetle tavsiye ediyorum.

    Son olarak Günsel için Adnan Yücel'in Yeryüzü Aşkın Yüzü Oluncaya Dek şiirini bırakıyorum.

    https://youtu.be/h1mZ2QE5E1g

    Keyifli Okumalar...
  • Sadık Turan'ın hatıraları varlık yayınları tarafından uzunluğuna binaen 1957-58 de 2 kitap halinde yayınlanmış.Korkunç yıllar ve Yurdunu kaybeden adam.Kırımlı genç Sadık Turan'ın şahsında Cengiz Dağcı'nın savaş-esaret-sürgün ve savaş sonrası dönemi kapsayan anıları oldukça ayrıntılı olarak bu iki kitapta okuyucuya sunulmuş.Korkunç yıllar özellikle askere alınış ve o dehşetli günler cephe, cephe gerisi, esaret ve esaret kampları ayrıntıları ile soluksuz bir kaynak eser.Sanırım o yıllar ve özellikle o coğrafya daha evvel ve sonra bu kadar güzel anlatılmamıştır.Anlatılmışsa bile içimizden, kanımızdan biri oluşu duygu yoğunluğu ve bize bu yoğunluğu geçirişiyle Cengiz Dağcı'yı birkaç adım öne çıkarıyor.Yurdunu kaybeden adamda ise daha çok savaş sonrası Kırım'a dönüşte yasanan hayal kırıklığından izler bulacaksınız.Ne artık Kırım eski Kırımdır.Nede o coğrafyanin yeni sakinleri...
  • Sadık Turan'ın hatıraları varlık yayınları tarafından uzunluğuna binaen 1957-58 de 2 kitap halinde yayınlanmış.Korkunç yıllar ve Yurdunu kaybeden adam.Kırımlı genç Sadık Turan'ın şahsında Cengiz Dağcı'nın savaş-esaret-sürgün ve savaş sonrası dönemi kapsayan anıları oldukça ayrıntılı olarak bu iki kitapta okuyucuya sunulmuş.Korkunç yıllar özellikle askere alınış ve o dehşetli günler cephe, cephe gerisi, esaret ve esaret kampları ayrıntıları ile soluksuz bir kaynak eser.Sanırım o yıllar ve özellikle o coğrafya daha evvel ve sonra bu kadar güzel anlatılmamıştır.Anlatılmışsa bile içimizden, kanımızdan biri oluşu duygu yoğunluğu ve bize bu yoğunluğu geçirişiyle Cengiz Dağcı'yı birkaç adım öne çıkarıyor.Yurdunu kaybeden adamda ise daha çok savaş sonrası Kırım'a dönüşte yasanan hayal kırıklığından izler bulacaksınız.Ne artık Kırım eski Kırımdır.Nede o coğrafyanin yeni sakinleri...
  • Çok keyifli bir ruh hali içinde bulunuyordu. Bütün uygar ulusların kökeni olan Turan ya da Türk soyundan geldiğine ilişkin en gözde teorisini açıklamaktaydı.
  • Ümit Can
    Ümit Can, Bilinmeyen Yönleriyle Hz. Muhammed'in Ölümü'ü inceledi.
    @Umit_·18 Haz 10:54·Kitabı okudu·1 günde·Beğendi·8/10
    Arif Tekin'i Turan Dursun ve Bahriye Üçok ile ilgili yazilmis makaleleri okurken tanidim ve okumak icin ilk bu kitabini sectim.
    Ekserisi din ve dine dair herseyi goklerden gelen tabular halinde kabul eden insanimiza cok uc gelecek ornekleri barindiran bir kitap. Kitabi okurken sikca arastirma motorlarina basvurmak ve orada karsilastiginiz kaynaklara goz attiktan sonra tekrar kitaba donmek isteyeceginizi dusunuyorum..
    Yazar ortaya koydugu iddialari tarafsiz ve genel kabul gormus kaynaklardan alintilayarak one suruyor. Ancak kitabi yazmak icin ona motivasyon saglayan dusunce yapisinin agresifligini de kitabin icinde zaman zaman goreceksiniz.
    Bazi karanlikta kalmis veya bilerek karartilmis konulari aydinlatan bir kitap oldugu kannatindeyim.. Isiga gozunu kapatan yalnizca kendisine gece yapar Hayati tum aydinligiyla yasamak dilegiyle